www.vedatgececi.com

İletişim: info@vedatgececi.com
 Mimar Vedat GECECİ                                                                                     [Onay Bekleyen(0 Yeni Dosya Var) ]    [ Yeni Yaz]

         
                                                                  
                                                                                          
                                           

  
"EN BÜYÜK İDRAK SENİ İDRAK EDEMEMEKTİR ALLAH'IM"
                                                                                                                                                  Hz EBU BEKİR (r.a.)
MAKALELER ŞİİRLER YARADILIŞ

HÜMEZE
Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz.

 

HÜMEZE SURESİ

Rahman Rahim olan Allah'ın adıyla

1- Arkadan çekiştirip duran, kaş göz hareketleriyle alay eden her kişinin vay haline;

2- Ki o, mal yığıp biriktiren ve onu saydıkça sayandır.

3- Gerçekten malının kendisini ebedi kılacağını sanıyor.

4- Hayır; andolsun o, 'hutame'ye atılacaktır.

5- "Hutame"nin ne olduğunu sana bildiren nedir?

6- Allah'ın tutuşturulmuş ateşidir.

7- Ki o, yüreklerin üstüne tırmanıp çıkar.

8- O, onların üzerine kilitlenecektir;

9- (Kendileri de) Dikilip-yükseltilmiş sütunlarda (bağlanacaklardır).

 

Sure, ismini ilk ayette geçen ve başkalarını arkasından çekiştirip kötülemeyi huy edinen kimse anlamına gelen hümeze kelimesinden alır.
Hümeze Suresi'nde, insanlar arasındaki ilişkilerde temel olan ahlak ilkelerinin bir kuralına dikkat çekmektedir. İnsanları arkalarından çekiştirip kötülemek ve karalamak, yüzlerine karşı hakaret edip, küçük düşürmeye çalışmak, sözlü olarak veya el kol, kaş göz işaretleri yaparak onların şeref ve haysiyeti ile oynamanın çok kötü davranışlar olduğu, bu kötü huy sahiplerinin cezalandırılacakları bu surede belirtilmiştir.

Kuran-ı Kerim de de belirtildiği gibi mal mülk için insanların kalbini kırmak, alay etmek, dünya malı edinmek için başkalarına hile yapmak apaçık belirtildiği gibi Allah'ın yasakları içindedir ve cezasız bırakılmayacaktır. Yalancılığın, dolandırıcılığın, hortumculuğun meslek haline geldiği günümüzde insanlar çok para için akla hayale gelmeyen işler yapar olmuş. Ahlaki ve dini duygularımız o kadar zayıflamış ki yasakları ve kanun dışı olayları bile yapabilmek için tuhaf ve vazgeçilmez bir yarış içindeyiz. Maalesef bu tutum  tüm dünyayı sarmış ve gün geçtikçe abartılı bir şekilde büyümekte geri dönüş de her geçen gün biraz daha imkansız hale gelmektedir.

[ Yayınlama Tarihi : 13.6.2009 00:14:08 ]     [ Yazan: Vedat GECECİ ]     [  ]

GURUR
Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz.

 

 

Ey insan olan, biz insanlar. Ne olur, yaradan aşkına günde,düşün neden varım neden yok oluyorum, öbür aleme dönüyorum imanım gereği, dünya için o halde akıl yolunda ilim ve ebedi sonsuz olan RAHMAN ve RAHİM olan ALLAH’ımın gönderdiği KURAN-I KERİM KİTABINI özün için OKU……………OKU………..OKU………………………….!

Okuyalım da kendi eksiklerimizi görelim.

GURUR – ( Arapçadır )  Kendini büyük sayma..., boşuna övünmeyi ve böbürlenmeyi dile getirir. İslam dini her türlü gururu ve böbürlenmeyi çirkin sayar ve hoş görmez. Örneğin:

Nisa suresinin 36. ayeti şöyle der:
«Öğünmeyin. Çünkü Al­lah kendini beğeneni, kendini öğeni sev­mez»,

Lokman suresinin 18. ayeti şöyle der:
«Kibir edip halka suratını asma, yeryüzünde de sallana sallana yürüme. Çünkü Allah kibirle sallanan, övüngen kimseleri sevmez»,

Hadid suresinin 23. ay eti şöyle der:
«Allah kendini görenleri, kendini beğenenleri sevmez»,

sekiz ayet­lik Tekasür suresi 102 tümüyle övünmenin kötülüğünden söz eder:
 

 

Gurur deyimi, bundan baş­ka, boş şeylere beyhude güvenip aldanmayı da dile getirir. Örneğin;

 Nisa su­resinin 120. ayeti şöyle der:
«Şeytan on­ları kuruntuya boğar, onları adatmaktan başka bir şey yapmaz» (Ve ma ye' i­diihümüşşeytanü illa gurura),

En'am suresinin 70. ayeti şöyle der:
«Dünya di­riliğine aldanan (mağrur olan) kimse­leri bırakıver»,

Aynı surenin 112. ay eti şöyle der:
«Onlar birbirlerini aldatmak kasdıyla yaldızlı sözler söylerler»,

En’am suresinin 130. ayeti de şöyle der:
«Oysa onları dünya diriliği aldattı, kendi aleyhlerine tanık­lık ettiler»,

A 'raf suresinin 51. ayeti şöy­le der:
«Allah yemeyi de, içmeyi de din­lerini eğlence edinip dünya diriliğine al­danan (mağrur olan) kafidere haram kılmıştır».

Lokman suresinin 33. ayeti şöyle der:
«Sakın dünya diriliği sizi al­datmasın, aldatıcı nefsiniz sakın sizi AI­lah'a mağrur etmesin» (ve la yagurenne­küm bil/ahi/gurur).

[ Yayınlama Tarihi : 24.5.2009 01:21:18 ]     [ Yazan: Vedat GECECİ ]     [  ]

ZAMANLAMA
Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz.

Hz Süleyman demişti ki:

Bu gök-kubbe altında her şeyin bir mevsimi ve zamanı var:
Dünyaya gelmenin zamanı var; ölmenin zamanı var;
Dikmenin zamanı var, ve di­kileni koparmanın zamanı var;
Öldürmenin zamanı var, ve yaraları sarmanın zamanı var;
Yıkmanın zamanı var, ve yapmanın zamanı var;
Gülmenin zamanı var, ve ağlamanın zamanı var;
Yas tutmanın zamanı var, ve dans etmenin zamanı var;
Taş atmanın zamanı var, ve taşları bir araya getirmenin zamanı var;
Kucaklama­nın zamanı var, ve kucaklamaktan kaçınmanın zamanı var;
Kazanmanın zamanı var, ve kaybetmenin zamanı var;
Saklamanın zamanı var, ve kaldırıp atmanın zamanı var;
Yırtmanın zamanı var, ve dikmenin zamanı var;
Susmanın zamanı var, ve konuş­manın zamanı var;
Sevmenin zamanı var, ve nefret etmenin zamanı var;
Savaşın zamanı var, ve ba­rışın zamanı var.

Biz insanoğlu olarak bu zamanları son dönemde hep kaçırdık yaptığımız işler hep zamansız oldu, tabi bunun bir faturası bu faturanında bir ödeyeni oldu. Nedense çocuklarımız ve hak etmeyenlere çıktı bu fatura geleceğimizi kendi ellerimizle kendi çıkarlarımız için mahvettik. Telafisi mümkün olmayan hatalar yaptık bu hataları bir başka hatayla örtmeye çalıştık.

 

 
Gurbet o kadar acı
Ki ne varsa içimde
Hepsi bana yabancı
Hepsi başka biçimde

Eriyorum gitgide
Elveda her ümide
Gurbet benliğimi de
Bitirmiş bir içimde

Ne arzum, ne emelim
Yaralanmış bir elim
Ben gurbette değilim
Gurbet benim içimde ...

Aşk derdiyle hoşem, el çek acımdan tabip
Kılma derman kim helakim zehri dermanındandır
Fuzuli

OKU OKU OKU …. DÜŞÜN DÜŞÜN DÜŞÜN…
Bugün dünyada en çok okuyan toplum her zaman müreffeh olmuş toplumlardır. Arap yarım adasında bu seviye bizim kat kat üstümüzdedir. Bu sıralamada biz çok gerilerdeyiz. Tabiî ki bunun yanı sıra yazdığında önemli okumaya değer yazıların olmalı.

 

[ Yayınlama Tarihi : 4.12.2009 21:37:29 ]     [ Yazan: Vedat GECECİ ]     [  ]

DOSTUNU SEÇ
Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz.

 Ölüm gelmeden yoldaşını iyi seç!

Zamanede sana üç yoldaş vardır. Biri vefâkârdır, diğer ikisi ise gaddar :
Biri dostların, öbürü malın-mülkün, üçüncüsü ise iyi işlerin ki, vefalı olan budur.
Öldüğün vakit, malın seninle beraber gelmez, evden dışarı bile çıkamaz; dostun gelir, ama sadece mezarının başına kadar.
Fakat yaptığın işler vefakârdır; onlara iyice sarıl ki mezarının içine kadar seninle gelen onlardır.
Ama!.. Eğer amelin iyiyse, orada sana dost olur; kötüyse yılan kesilir.

Mevlana

[ Yayınlama Tarihi : 28.3.2009 23:03:19 ]     [ Yazan: Vedat GECECİ ]     [  ]

Evladın Hayırlısı
Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz.

 


Babanın ağaca benzeyen vücudu, gizli bir yol vasıtasıyla oğlunun iki gözünden su alır, gıdalanır.
Oğuldan coşan bu kaynak ananın, babanın bahçelerine kadar akar gider.
Anayla babanın gönül ve hayat bahçeleri bu suretle yeşerir, tazeleşir...
Kaynak (oğul) kötü olursa o ağacın dalları, yaprakları da kurur;
Çünkü o, oğlun vücut kaynağından sulanıp, gıdalanıyordu.
Ey gafil insanlar! Nice, canınıza eklenmiş böyle su kaynakları var, bilir misiniz?

Mevlana


Dallarınız kuruyorsa bunun nedeni sizsiniz başka sebep aramanıza gerek yoktur.
Zamanında bu su kaynaklarını ellerinizle siz oluşturdunuz. İyisi de kötüsü de sizin eserinizdir.

[ Yayınlama Tarihi : 26.3.2009 21:28:18 ]     [ Yazan: Vedat GECECİ ]     [  ]

KENDİNİ BİLMEK
Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz.

 

 

KENDİNİ BİLMEK

"Kalpleriniz gecelerin ve gündüzlerin sırrına, sessizlik içinde, aşinadır.

    Fakat kulaklarınız, kalbinizin bilgisini seslendirmesini özler.

Çünkü fikir olarak daima bildiğinizi kelimelerle tanımak ve parmaklarınızla rüyalarınızın çıplak gövdesine dokunmak istersiniz.

Ve bunları yapmanız iyidir.

Çünkü ruhunuzun gizli kaynağı fışkırmak ve çağlaya çağlaya denize akmak ister.

   Sizin sonsuz derinliklerinizdeki  gözlerinizin önünde açılacaktır.

Fakat bu meçhul defineleri ölçmek için terazi kullanmayın,

Ve bilginizin derinliklerini mahdut ölçülerle ölçmeye kalkışmayın.

   Çünkü benlik, hudutsuz ve ölçüsüz bir denizdir. Sakın "hakikati buldum" deme ! Fakat bir tek hakikati buldum diyebilirsin.

Sakın "ruhun yolunu buldum" deme ! Belki, ruhu kendi yolumda yürürken gördüm! diyebilirsin.

Çünkü ruh bütün yollarda yürür.

Ruh, bir çizgi üzerinde yürümez ve bir kamış gibi yetişmez.

Ruh, sayısız yapraklı bir zambak gibi kendini yaprak, yaprak açar."

Halil CİBRAN

 

 

“Beden bakımından ondan uzağız amma; 
Cansız bedensiz ikimiz de bir nuruz;
İster O’nu gör, ister beni...
Ey arayan kişi! Ben O’yum, O da ben”

 

Şems TEBRİZİ

 

VARLIK BİRDİR VARLIK ALLAH’ TIR.

[ Yayınlama Tarihi : 26.2.2009 00:19:00 ]     [ Yazan: Vedat GECECİ ]     [  ]

SEÇİLEMEDİK
Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz.

Size anlatacağım bu hikâye bundan yüzlerce yıl önce yaşanmış ve ibretlik olsun diye dilden dile dolaşıp kitaplara konu olmuştur. Bugün bile içinden ders çıkarılması gereken bir durum,  bugünümüzü apaçık ifade eden bir durumdur.

 

Mevlana bir gün sokakta ilerlerken soğuktan titremekte olan iki kadını kanatları altına alarak onları biraz olsun ısıtmak istemiş pelerinin altına aldığı kadınların saçlarını okşayıp birer buse konduran Mevlana’yı gören mahalle eşrafı endişe ile;

-          Aman pirim ne yapıyorsunuz o kadınların hayat kadını olduğunu bilmiyor musunuz?  

Demişler bunun üzerine Mevlana;

-          Biliyorum tabi ki onların birer orospu olduklarını bu durumlarını gizlemedikleri de apaçık ortadır. Onların adı belli yaptıkları iş belli içi de dışı da bir insanlar. Ya dışarıda gördüklerimiz bize iyi görünen ama içi fesat dolu olanlar iyi kişilik olarak nam yapmış göründükleri gibi olmayanlar asıl onlardan korkun.

 

Görüldüğü üzere maalesef günümüz dünyasında göründüğü gibi olmayan nice insan var her gün televizyonlarda gördüğümüz önder olarak tanıdığımız beklide bazılarınızın gidip vaaz bile dinledikleri size cennet kapılarını vaat eden hocaların bile içi dışından farklı olabiliyor.

Maddiyat için kişiliğinden ödün veren ihtiyaç olmasına rağmen put haline getirdikleri para için kişiliğini, vatanını, milletini, dinini hatta ve hatta evladını bile satanları görüyoruz.

 

 

 

 

Ekonomik kriz diye birkaç aydır süregelen rezalet belki birkaç ay daha sürecek ve bir çok insanın kanına girecek, bundan tam olarak 1400 yıl önce peygamber efendimiz ve bir sahabe arasında geçen bir hadise bugün yaşadığımız duruma açık ve net olarak ışık tutmakta;

 

Peygamber efendimizin samimi arkadaşlarından birinin develerine bakıcılık yaparak hayatını sürdüren bir zat bir gün peygamberi ziyaret ederek;

- Eyy Allah’ın Resulü benim kazancım yetmiyor, evimde yiyecek ekmek yok karımın üstüne giydikleri benim ve çocuklarımın giydikleri çok eski ama yenisini bile alamıyorum. Arkadaşınızla       konuşsanız da maaşıma biraz zam yapsa da hayatım düzene girse.

 

Peygamber efendimiz zat’a ne kadar maaş aldığını sormuş. 150 lira aldığını öğrenince o kişiye;

-          Git ve işverenine deki bundan böyle bana peygamberin emriyle maaş olarak 100 lira vereceksin.

Bu duruma anlam veremeyen zat sinirlenerek oradan uzaklaşır.  Ve durumu işverenine anlatır, bir ay sonra tekrar peygamberimizi ziyaret eden zat daha kötü duruma düştüğünü zam beklerken maaşında indirimin gelmesinin hiç de iyi bir fikir olmadığını anlatır. Evde durumların daha da kötüye gittiğini ağlamaklı bir sesle anlatmaya çalışır.

Uzun uzun zatı dinleyen Peygamber efendimiz;

-          Git ve işverenine söyle bundan böyle bana 50 lira maaş vermeni kararlaştı peygamberimiz.

 

 Durumdan hiç de hoşnut olmayan zat mecburen olayı işverenine anlattı. Oda çaresiz peygamberin sözüne riayet ederek bundan sonraki maaşını 50 lira olarak ödedi aradan geçen birkaç ay sonra peygamberi ziyaret eden zat ellerine kapanarak;

 

-          Siz ne yaptınız ki eskiden 150 lira alarak geçinemeyen ben. Artık 50 lira ile evimde eksiğim yok, sabah soframda artık peynirin çeşitleri, hurma, sütüm eksik olmuyor, çocuklarım daha mutlu eşim ve ben daha huzurluyuz, nedir bu işin sırrı nasıl olurda çok daha az gelirle çok daha refah bir yaşam sürmekteyim.

-          Rızkı veren Allah dır, senin rızkın bu kadarmış onun verdiğine kanaat etmeyi öğrendin kazandığın kadar harcamayı, kazanacağın kadar yaşamayı öğrendin. İşte budur bunun sırrı benden ya da başkasından medet umma hakkına riayet et Allah’ın verdiğine şükret insanların ve âlemin rızkını Allah dağıtır.

 

Kendisine bir ülkenin saltanatı sunulan peygamber efendimiz bir hasır üzerinde hayata gözlerini yumarken çocuklarına bırakabileceği bir mirası bile yoktu. İnsanlık âlemine bıraktığı miras çok daha önemli ve güzeldi. İşveren ya da işçi olmadan bunları görebilen peygamberimizin bildiği doğru olduğunu kanıtladığı bu durumu biz göremiyor, algılayamıyor ve anlayamıyoruz.

 

Bunu biz anlayamadık uygulayamadık sürekli olarak karnımız doysa gözümüz açtı, bugün kazandığımıza bakmadan yarın kazanacağımızı harcadık, belki de iki katını harcadık o yüzden bugün krizin en büyüğü bize vurdu daha kötü günler bizi beklemekte rızkımıza şükretmedik hep daha fazlası için çabaladık ama maalesef gene aç kalan biz olduk.

 

Bugün asgari ücretten daha az olan 400–500 lira maaş ile çalışıp geçinen insanları tanıyoruz, fakat günlük kazancı bile milyarları bulan holding sahipleri kazançlarında meydana gelen en küçük değişimlerde bile ülkesin in ekonomisini alt üst etmekten çekinmiyorlar. Allah’ı aklına bile getirmiyor, vicdan merhamet ise onlara göre bir duygu değil. Bu mu insanlık bumu din bu mu hayat yazıklar olsun ki hala onları insan sınıfına koyanlar gene bizleriz.

 

Dünya bir eğlence oyun yeri değildir, hiç kimse görmek istemeyen kadar kör değildir. İlim ve sanat ittifak görmediği ülkeyi terk eder.

Bu ülke için bir adım olacaksa, ilim, irfan için faydası olacaksa kanımın son damlasını vermeye hazırım, bu fedakârlığı başbakanından memuruna işçisinden patronuna kadar herkes yapmazda biz Ay ‘ a değil yaya bilebilecek durumumuz kalmayacak.

[ Yayınlama Tarihi : 15.2.2009 19:59:21 ]     [ Yazan: Vedat GECECİ ]     [  ]

ÇOCUKLARINIZ
Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz.

“Çocuklarınız, sizin çocuklarınız değildir."

 

Bunlar kendini özleyen Hayatın oğulları ve kızlarıdır.

 

Siz bunların dünyaya gelmelerine vasıta oldunuz, fakat bunlar sizin değildir.

 

Gerçi onlar sizinle beraberdir, fakat sizin malınız olamazlar. Onlara sevginizi verebilirsiniz, fakat düşüncelerinizi asla! Çünki onların kendilerine has düşünceleri vardır.

 

Siz onların gövdelerini barındırabilirsiniz, fakat ruhlarını barındıramazsınız. Çünki ruhları yarının sarayındadır. Sizse orasını rüyanızda bile göremezsiniz.
Siz onlara benzemek için uğraşabilirsiniz, fakat onları kendinize benzetmek için uğraşmayınız.

 

Çünki hayat, geriye adım atmaz ve “dün” ile ilgilenmez.

 

Siz o yaylarsınız ki çocuklarınızı birer canlı ok gibi fırlatırsınız.

 
Oku atan kimse, sonsuzluk içinde aldığı nişan yerini görür ve okunu süratle uzağa vardırmak için yayını ne kadar bükmek mümkünse o kadar büker.
Oku atanın elinde büküldüğünüz zaman, seve seve bükülünüz;
Çünki oku atan kimse, uçan oku sevdiği gibi sağlam yayı da sever
                                                                            
Halil CİBRAN 

[ Yayınlama Tarihi : 25.1.2009 21:04:18 ]     [ Yazan: Vedat GECECİ ]     [  ]

İYİ BAYRAMLAR

Bugün bayram günü kurban bayramı. Neden kurban kesersin, işin aslını elbette biliyorsun ama birde ben kısaca hatırlatayım;

Kurban bayramı yoksulun fukaranın evine yılda bir kerede olsa et girsin, iyi beslenilsin maksadını taşır, büyük ölçüde kurban kesmenin anlamı budur.

Fakat sen kurbanı keser etinide buzdolabına saklarsan, bu maksatta hiçbir manası kalmamıştır. Kendine erzak hazırlamaktan başka bir şey yapmadın, hani nerde fukarayı gözetmek, senin o kurbandan hakkına düşecek miktar bir kez karnını doyuracak kadardır. Gerisi senin hakkın değildir.

       9 günlük bayram tatiline girdin oldukça uzun boş bir vakit, otur Kuran-ı Kerim'in Türkçe mealini ve ilim, bilim oku böylece aklını aç. Kuran-ı Kerim’in ne olduğunu, Allah’ın ebedi emrini anla iman nasıl olur gör, hocanın camide verdiği vaazla yetinme. Haniya Müslümansın işin esasları hepsi orada yazıyor, bir bilsen neler yazıyor, doğru bildiğin bir sürü yanlışı ancak o zaman fark edeceksin.

Mehmet Akif'in dediği gibi;
“İbret olmaz bize, her gün okuruz ezber de!
Yoksa, bir maksad aranmaz mı bu âyetlerde?
Lâfzı muhkem yalınız, anlaşılan, Kur’ân’ın:
Çünkü kaydında değil, hiçbirimiz ma’nânın:
Ya açar Nazm-ı Celîl’in, bakarız yaprağına;
Yâhud üfler geçeriz bir ölünün toprağına.
İnmemiştir hele Kur’ân, bunu hakkıyle bilin,
Ne mezarlıkta okunmak ne de fal bakmak için!”

 

Namaz kılmış olmakla veya kurban kesmekle kurtulmuş olduğunu mu sandın. Bence büyük hata yapıyorsun. İşin ilmine varmazsan Kuran-ı Kerim’i öğrenmezsen ne demek istediğimi de anlayamazsın.

 

İYİ BAYRAMLAR

 

Karia Suresi 101. ayet mutlaka dinleyin

[ Yayınlama Tarihi : 7.12.2008 16:36:15 ]     [ Yazan: Vedat GECECİ ]     [  ]

MARS' A YOLCULUK
Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz.

        Kalk İbn-i Sina, Buruni vs... kalk da gör Türkiye nin halini Amerika Marsa gitti senin ülken geride kaldı, aslına bakarsan ne dili, ne dini nede milleti önemli değil, ilim her zaman her yerde aynıdır, ama bunu anlamayan bilmeyen kişilerce yönetiliyoruz. Hani Kuran-ı Kerim de diyor ya " Hak ettiğiniz gibi yönetilirsiniz" belkide biz bunu hak ediyoruz. Aynı Mehmet Akif'in dediği gibi.

 

Bana dünyada ne yer kaldı, emîn ol, ne de yâr;
Ararım göçmek için başka zemin, başka diyar,
Bunalan rûhuma ister bir uzun boylu sefer;
Yaşamaktan
ne çıkar günlerim oldukça heder?

Bir güler çehre sezip güldüğü yoktur yüzümün;
Geceden farkını görmüş değilim gündüzümün.
Seneler var ki harâb olmadığım gün bilmem;
Gezerim abdala çıkmış gibi sersem sersem.(*)

Dikilir karşıma hep görmediğim bilmediğim;
Sorarım kendime: gurbette mi, hayrette miyim?
Yoklarım taşları, toprakları: izler kan izi;
Yurdumun kan kusuyor mosmor uzanmış denizi!

Tüter üç beş baca kalmış...O da seyrek seyrek...
Âşina bir yuva olsun seçebilsem, diyerek,
Bakınırken duyarım gözlerimin yandığını:
Sarar âfâkımı binlerce sıcak kül yığını.

Ne
o gömgök dereler var, ne o zümrüt dağlar;
Ne o çıldırmış ekinler, ne o coşkun bağlar.
Şimdi kızgın günün altında pinekler, bekler,
Sâde yalçın kayalar, sâde ıpıssız çöller.

Yurdu baştanbaşa vîrâneye dönmüş Türk’ün;
Dünkü şen, şâtır ocaklar yatıyor yerde bugün.
Gündüz insan sesi duymaz, gece görmez bir ışık
Yolcu haykırsa da baykuş gibi çığlık çığlık.

“Bu diyârın hani sahipleri?” dersin; cinler,
“Hani sâhipleri....” der karşıki dağdan bu sefer!
Nerde Ertuğrul’u koynunda büyütmüş obalar?
Hani Osman gibi, Orhan gibi gürbüz babalar?

Hani bir şanlı Süleyman Paşa? Bir kanlı Selim?
Âh, bir Yıldırım olsun göremezsin,
ne
elîm
Hani cündîleri şâhin gibi ceylân kovalar,
Köpürür, dalgalanır, yemyeşil engin ovalar?

Hani târîhi soruldukça, mefâhir söyler,
Kahramanlar yetişen toprağı zengin köyler?
Hani orman gibi âfâkı deşen mızraklar?
Hani atlar gibi sahrâyı eşen kısraklar?

Hani ay parçası kızlar ki, koşar oynardı?
Hani dağ parçası milyonla bahâdır vardı?
Bugün artık biri yok... Hepsi masal, hepsi yalan!
Bir onulmaz yaradır, varsa yüreklerde kalan.

Mehmet Akif ERSOY
 

[ Yayınlama Tarihi : 7.12.2008 13:30:15 ]     [ Yazan: Vedat GECECİ ]     [  ]

BAKARA
Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz.

BAKARA suresinden

 

11- Onlara, “yeryüzünde bozgun çıkarmayın” dendiğinde, “tam tersine, bizler barış ve esenlik getirenleriz” demişlerdir.

12- Dikkat edin, gerçekte onlar, bozgun getirenlerin ta kendileridir de bunun bilincinde olmuyorlar.

13- Onlara, “insanların inandığı gibi sizde inanın” dendiğinde, “yani biz de kafası çalışmayan zavallılar gibi inanalım mı” derler. Haberiniz olsun ki, kafası çalışmayan düşük seviyeliler onların ta kendileridir; fakat bilmiyorlar.

14- Bunlar iman etmiş olanlarla yüzyüze geldiklerinde, “iman ettik” derler. Kendi şeytanlarıyla baş başa kaldıklarında söyledikleri şudur; “Hiç kuşkunuz olmasın biz sizinleyiz. Gerçek olan şu ki, biz alay edip duran kişileriz.”

15- Allah onlarla alay ediyor da kendilerini kendi azgınlıkları içinde bocalar bir halde sürüklüyor.

16- İşte bunlar doğruluk ve aydınlığı verip karanlık ve sapıklığı satın aldılar da ticaretleri hiçbir kazanç sağlamadı. Bir yol-yordama girebilmiş de değillerdir.

17- Onların durumu şu kişinin durumuna benzer: Bir ateş tutuşturmak istedi. Ateş çevresindekileri aydınlattığında, Allah onların ışığını giderdi ve onları karanlıklar içinde bıraktı; artık görmezler.

18-Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Onlar artık dönmezler.

 

…………………………………………………………………………………………………..

 

258- Allah, kendisine hükümdarlık verdi diye, Rabbi hakkında İbrahim'le tartışanı görmedin mi? Hani İbrahim, ona: "Benim Rabbim odur ki, hem diriltir, hem öldürür." dediği zaman: "Ben de diriltir ve öldürürüm." demişti. İbrahim: "Allah güneşi doğudan getiriyor, haydi sen onu batıdan getir!" deyince o inkâr eden herif şaşırıp kaldı. Öyle ya, Allah zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.

259- Yahut o kimse gibisini (görmedin mi) ki, bir şehre uğramıştı, altı üstüne gelmiş, ıssız yatıyordu. "Bunu bu ölümünden sonra Allah, nerden diriltecek?" dedi. Bunun üzerine Allah onu yüz sene öldürdü, sonra diriltti, "Ne kadar kaldın?" diye sordu. O da: "Bir gün, yahut bir günden eksik kaldım." dedi. Allah buyurdu ki: "Hayır, yüz sene kaldın, öyle iken bak yiyeceğine, içeceğine henüz bozulmamış, hele eşeğine bak, hem bunlar, seni insanlara karşı kudretimizin bir işareti kılalım diyedir. Hele o kemiklere bak, onları nasıl birbirinin üzerine kaldırıyoruz? Sonra onlara nasıl et giydiriyoruz?" Böylece gerçek ona açıkça belli olunca: "Şimdi biliyorum ki, Allah her şeye kadirdir." dedi.

260- Bir zamanlar İbrahim de: "Ey Rabbim! Ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster!" demişti. Allah: "İnanmadın mı ki?" buyurdu. İbrahim: "İnandım, fakat kalbim iyice yatışsın diye istiyorum." dedi. Allah buyurdu ki: "Öyle ise kuşlardan dördünü tut da onları kendine çevir, iyice tanıdıktan sonra (kesip) her dağın başına onlardan birer parça dağıt, sonra da onları çağır, koşa koşa sana gelecekler ve bil ki, Allah gerçekten çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir."

 

         Yukarıda okudukların (yada zahmet edip de okumadıkların) BAKARA suresinin sadece bir kısmı bu ayetler bile senin doğru yolu bulmana yardımcı olacaksa bir düşün kim bilir Alemlerin Rabbi Allah'ın kitabı Kuran seni ne hale getirir. Gerçekten Arapçasını değil anladığın dilde çevrilmiş bu ayetleri bir okusan hayatın yaşanmış yaşanmamış bütün gerçeklerini göreceksin. Unutma ki Allah'ın ilk emri OKU OKU OKU...

 

[ Yayınlama Tarihi : 26.9.2008 23:06:12 ]     [ Yazan: Vedat GECECİ ]     [  ]

ZÜMER
Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz.

    1-) Bu Kitap’ın indirilişi Aziz ve Hakim olan Allah’ tandır.
 

    2-) Emin ol bu Kitap’ı biz sana hak olarak indirdik. O halde dini yalnız Allah’a özgüleyerek O’na kulluk/ibadet et.


    3-)
Gözünüzü açıp kendinize gelin! Arı-duru din yalnız ve yalnız Allah’ındır.  O’ndan başkalarını veliler edinerek “biz onlara yalnız bizi Allah’a yakınlaştırmaları için kulluk ediyoruz” diyenlere gelince, hiç kuşkusuz Allah onlar arasında, tartışıp durdukları konuyla ilgili hükmü verecektir. Şu bir gerçek ki, Allah yalancı ve nankör kişiyi hidayete erdirmez.

 

Zumer Suresi (1,2 ve 3 ayetler)

'Mekke'de nazil olmuştur. 75 âyettir. Yalnız 53-55. âyetler Medine'de inmiştir. Adını, 71 ve 73. âyetlerde geçen mümin ve kâfirlerin oluşturduğu topluluklar anlamına gelen "zümer" kelimesinden almıştır

 

 

 

Ben hocayım ben Evliyayim deme, ben Prof doktorum deme, ben bilirim deme, hacca gittim deme sakın bırak bunların kararını Allah bilir, insanları yanılgıya gönderme.

 

    Kur an-ı Kerim de de görüldüğü gibi Allah kuluyla arasına giren kişilerden insanları men etmiştir. Kulluk yalnızca O'na dır O'ndan başkasına olamaz. O"nun la aranıza hiç bir kimseyi veya bir şeyi aracı etmeyin yanılgıya düşmeyin ne Evliya ne hoca nede bir başka zat.

 

[ Yayınlama Tarihi : 10.4.2008 22:50:20 ]     [ Yazan: Vedat GECECİ ]     [  ]

NAMAZ KILMAK
Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz.

“Ey Muhammed, dini yalanlayanı gördün mü Öksüzü kakıştıran, yoksulu doyurmaya yanaşmayan kimse işte odur.Vay o namaz kılanların haline ki, onlar kıldıkları namazdan gafil olanlardır. Onlar gösteriş yapanlardır.Onlar iğreti olarak basit şeyleri dahi vermeyenlerdir”. Maun Suresi(107)

 

Uyan ey gaflet uykusunda yatan insan, ne ektin ne biçeceksin, şuurunla bir torba misali.

[ Yayınlama Tarihi : 21.8.2008 23:19:28 ]     [ Yazan: Vedat GECECİ ]     [  ]

BİZ BÖYLE ÇALIŞTIK
Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz.

Zaman zaman görülen ahiret kılıklı diyar;

Cenazeden o kadar farkı olmayan canlar;

Damardan seyri belirsiz, irinleşen kanlar;

Sürünmeler; geberip gitmeler; rezaletler;

Nasibi girye-i hüsran olan nedametler;

Harap olan azamet tar-ı mar olan ikbal;

Sukut-i ruh-i umumi, sukut-i istiklal;

Dilencilikte yaşar derbeder hükümetler;

Esaretiyle mübahi zavallı milletler;

Harabeler, çamur evler, çamurdan insanlar;

Ekilmemiş koca yerler, biçilmiş ormanlar;

Durur sular, dere olmuş halay-i cariler;

Isıtmalar, tifolar, türlü mevt-i sariler;

Hurafeler, üfürükler, düğüm düğüm bağlar;

Mezar mezar gezip hasta baktıran sağlar;

                                                                                    M.Akif ERSOY

[ Yayınlama Tarihi : 4.10.2008 01:38:00 ]     [ Yazan: Vedat GECECİ ]     [  ]

SEN YALANCISIN...
Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz.

Vahdet-i vücut felsefesine göre ; "Allah' dan başka varlık yoktur. Var olan her şey onun çeşitli biçimlerde görünmesidir".

 

Arkadaş, dost, yoldaş,

Hepsi O,

Dilencinin yırtık– sökük elbisesindeki de,

Krallara layık sırmalı kaftanlardaki de,

Hep O;

Çeşitliliğin sergilenişinde veya birliğin gizliliğinde

Vallahi hep O!

Tallahi hep O!

 

 

“Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Resuluhu”

 

Sen komşuna yada arkadaşına kim olursa olsun yalan söyleme, sen dünya olarak bir hücreden daha küçüksün sanıyor musun ki sadece dünya da hayat var senin gibi daha çok hayatlar var.

 

“Eşhedü” (Yemin Ederimki) derken ne dediğini önce bil, biraz düşün yalancı riyakâr bir insansan eğer boşa sarfetme bu kelimeyi, yemin ediyorsun şahadet ediyorsun inandığının değerler üzerine. Allah’ın birliğine ve Muhammed’ in resullüğüne yemin ediyorsun, o zaman yalan söyleme hiçbir konuda hiçbir zaman.

 

 

 

 

 

 

Takat getiremeyeceğimiz yükü bize yükleme, Allah’ım... (Bakara 286)

Ey bunca zamandır bizi cezalandıran Allah;
Ey İslam âlemini ezen, inleten Allah!

Bizler ki senin ilahi vaadine inandık;

Bizler ki bin üç yüz bu kadar yıl seni andık;
Bizler ki beşer bir sürü tanrıya taparken,
Yıktık o yaman küfrü, devirdik ebediyen;
Bizler ki bir hamlede vehimleri bitirdik,
Mabetlere hakiki Mabut’u getirdik

Bizler ki senin ismini dünyaya tanıttık...

Bunun ödülünü gördükse de Ya Rab yetsin artık! ;

Çektirmediğin hangi acı, hangi eziyet kaldı?

Bizim için bir ceza günüdür hayatın her anı!

Atalarımızın kanları seller gibi akmış...

Maksatlar! Dininle beraber yaşamakmış.

Evladı da kurban olacakmış bu uğurda...

Olsun yine, lakin bu ışık yoksulu yurda,

Bir nur saçan bakışın yok mu ki baksın bacasından?

Bir yıldız, ilahi! Bu ne karanlık, bu ne zindan.

Hala kalkmayacak mı bu uzun gece göklerimizden?

 

                                                                M. Akif ERSOY
 

 

Gene içim yanıyor... Anladım ki kendine dön Vedat kendine aradığın her şey orda.

[ Yayınlama Tarihi : 1.3.2008 21:58:48 ]     [ Yazan: Vedat GECECİ ]     [  ]

Gerçek AŞK
Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz.

Bir sakiden içtik şarap, Arştan yüce meyhanesi
Ol sakinin mestleriyiz, canlar onun meyhanesi
Bir meclistir meclisimiz, anda ciğer kebap olur
Bir şemdir burda yanan, güneş onun pervanesi

 

Aşk oduna yananların, Kulli vücudu nur olur
Ol od bu oda benzemez, hiç belirmez zebanesi
Ondaki mest olanların, "Enel hak" tır sözleri
Hallac Mansur gibidir en kemine divanesi

 

Ol meclisin bekrileri, şol şah-ı Edhem gibidir
Belh şehrinde yüzbin ola her guşede viranesi
Yunus bu cezbe sözlerin cahillere söylemegil
Bilmezmisin cahillerin nice geçer zamanesi
                                                       
Yunus Emre

 

Yunus Emre gibi Hallacı Mansur gibi tasavvufun derinlerine inmiş ve hatta bu konularda bir çok insan yetiştirip bir çok alime kaynak olmuşturlar. Sözlerinin üzerine söylenecek çok söz yok aslında. Bir tek Aşk vardır oda “O” na dır.

İnsanlığın çoğu, ahreti düşünmeden dünya hayatının zevklerini yeter bulmakta ve dünyaya dört elle sarılmaktadırlar. Halbuki kendi cinslerinden olan ruhani alemde mutlu yaşayan ruhlar:

“Ne olurdu dünyada yaşayan kardeşlerimiz bizim halimizi bilselerdi” diye bağırıp durmaktadırlar. Dünyadakiler onların manevi devletlerinden, mutluluklarından habersizdir.

 

 

İlacın sende , ama bilmiyorsun sen ,
Derdin kendinden , ama görmüyorsun sen.
Harfleriyle gizlinin apaçık olduğu
Kitab-ı Mübin'sin sen.
Küçük bir cisim sanıyorsun kendini ;
Oysa sende dürülü en büyük alem.
Kendinden başkasına ihtiyacın yok senin,
Bir düşünsen nefs üstünde , ama düşünmezsin ki sen.
                                                                   
Hz.Ali

 

[ Yayınlama Tarihi : 18.2.2008 19:27:41 ]     [ Yazan: Vedat GECECİ ]     [  ]

Akıl Gözü

İlim ve bilim uğrunda zaman harcadığınız için
hangi dil yada dinden olsan da teşekkür ederim.

 

  

O, yaratan, var eden, varlıklara şekil veren Allah'tır. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanlar O'nun şânını yüceltmektedirler. O, gâlib olan, her şeyi hikmeti uyarınca yapandır. (HASR SURESİ 24. AYET)

 

 

 

Her kim bu dünyada (manen) kör ise ahirette de kördür. Ve gidişçe daha şaşkındır. (İSRA SURESİ 72. AYET)

 

 

Biz şu anda yaşıyoruz hakikaten körmüşüz Kuran-ı Kerim' de ki ilk sure "Oku" da bugün için bile bir ders vardır. 1500 senedir elinde ki rehberde bundan bahsedilmiş ama kaçımız gerçekten kör olduğumuzun farkındayız. Bu körlük gözden kaynaklanmaz, akıl gözünün körlüğüdür. Hangimizin gerçek anlamda ilime veya bilime katkısı var ne kadar gözümüz açık. Gözünü daha aç unutma ki varlık bir tanedir sen yoktan var edenden ayrı değilsin sana bir akıl vermiştir, sen gözlerini yeteri kadar açarsan "O" na doğru akar gidersin. O şuur (ruhunu) torbanı ne kadar doldurmuş isen ilim ve bilimle onun hesabını orada vereceksin.

 

[ Yayınlama Tarihi : 22.1.2008 21:44:45 ]     [ Yazan: Vedat GECECİ ]     [  ]

MOLLA CAMİİ (DELİ LÜTFİ)
Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz.

Molla Lütfi âlimdir, zekidir, latifecidir. Yani iyi olmasına iyi, bilgili olmasına bilgilidir ama büyük bir “kusuru” vardır. O kusuru da sözünü ve gözünü budaktan esirgememesidir. Ne âlim tanır konuşurken, ne de devlet adamı. Kısacası, ölçü nedir bilmez di ama ölçünün gerçeğini bilirdi. Buda onu idam sehpasına götürdü. Osmanlı dönemi 1494 tarih Nur içinde yatsın.

 

 

Ben bilmez idim gizli yan hep sen imişsin,
Tenlerde ve canlarda nihan hep sen imişsin,
Senden bu cihan içre nişan ister idim ben,
Ahir bunu bildim ki cihan hep sen imişsin.

[ Yayınlama Tarihi : 1.12.2007 22:46:51 ]     [ Yazan: Vedat GECECİ ]     [  ]

SONSUZ İLİM

 

“O, gökleri yükseltmiş ve bir ölçü (denge) koymuştur.” (er-Rahmân, 7)

“Gökleri yedi kat üzerine yaratan O’dur. Rahman’ n bu yaratmasında bir düzensizlik bulamazsın. Gözünü bir çevir bak, bir çatlak görebilir misin?”

“Bir aksaklık bulmak için gözünü tekrar tekrar çevir bak; ama göz umduğunu bulamayıp bitkin ve yorgun düşer...” (el-Mülk, 3-4)

“Şüphesiz ki ne yerde ne de gökte hiçbir şey Allâh’a gizli kalmaz.” (Âl-i İmrân, 5)

 

[ Yayınlama Tarihi : ]     [ Yazan: Vedat GECECİ ]     [  ]

VATAN
Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz.

Çok uzun yıllar önce yaşamış İbn-i Sina bu günleri görmüş işin aslını şu şekilde özetlemiştir:

 

· Dünya bir eğlence ve oyun yeri değildir.

· Hiç kimse görmek istemeyen kadar kör değildir.

· İlim ve sanat ittifak görmediği ülkeyi terk eder.

 

Detaya girmek istemiyorum biraz da düşünelim (çok çok çok düşünelim…)  çünkü şu anda Türkiye nin ölümü ya da yaşamı Türkiye’ nin kaderini elinde tutanlar sayesinde belli olacaktır.

 

Her şeyin sahibi Allah’ tır.

[ Yayınlama Tarihi : ]     [ Yazan: Vedat GECECİ ]     [  ]

GERÇEK DOST
Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz.

Sakın, sakın HAK' tan başkasını dost edinme.!
 

Çünkü halkın dostu olmak, halkın gözüne girmek ömürsüzdür, ancak yarım saat sürer.

Mevlana'dan

[ Yayınlama Tarihi : 12.8.2007 20:42:47 ]     [ Yazan: Vedat GECECİ ]     [  ]

AHİRET
Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz.

Mutlak Varlıktan gelen göreceli ve ikili yapının görevi bitince, yine aslına, Birliğe, Mutlak Varlığa döner… Ahiret âlemi böyle bir birleşmenin sonucu olduğundan; göreceli ve ikili dünya ölçekleriyle tamı tamına anlaşılmıyor. Onun için Peygamberimiz (A.S.M.) söyle buyurmuştur: “Ahiret öyle bir hakikattir ki, ne göz görmüş, ne kulak işitmiş, ne de kalb-i beşerin hatırına gelmiştir!..”

 

İç dengesini, birliğini koruyabilenler, yani çelişki ve ikilikten ve göreceli çatışmalardan kendisini kurtarabilenler, göreceli ölümü yener, ebedi bir hayatı hak eder.

 

İnsanın Ahiret alemini, gayb alemini ve bir nevi gayb alemi olan geçmiş ve geleceği özlemesi, bu ikili ve çelişkili yapıdan kurtulmak ve O Mutlak Mükemmel Varlığa ulaşmak içindir.

 

Başta kadın ve erkek olmak üzere, bütün göreceli zıtların birbirine âşık olması, görev icabı da olsa, bu mutlak birliği yaşamak içindir Erkek ruhu temsil ediyor; Kadın da maddeyi temsil ediyor ve bu birleşimde bir nevi ebedi bir hayat doğuyor; nesilleri hep devam ediyor.

 

Diyebiliriz ki; ikilik, geçici ve anlık bir durumdur. Varlığın geçmiş ve geleceğinde asıl olan Birlik ve Tevhit’tir

[ Yayınlama Tarihi : 3.6.2007 16:10:30 ]     [ Yazan: Vedat GECECİ ]     [  ]

AĞA ile ÇOBAN
Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz.

AĞA gider OYUNA!!!!

  ÇOBAN gider KOYUNA!!!!

 

Öyle insanlar vardır ki hem AĞA dır hem de ÇOBAN dır iki tarafa da kuyruk sallarlar. Onlar daha insan sınıfına girmediler.

 

KOYUN bir gün ÇOBANA sordu; Sende AĞA mısın sana sorarım?  Etimi yedirttin, sütümü içirttin, kürkümü de kullandırttın, ciğerimi, bağırsağımı da yedirttin, gıgımı da kullandırttın. Oysa ki sen yemeli, sen giymeliydin. Ne yaptın ÇOBAN sen daha AĞA olamadın mı, AĞA olabilmek için ÇABAN mı yoksa insan mı olmak lazım anlat şimdi!

 

Dedi ki ÇOBAN; Ey iki ayaklı KOYUN misali… sen KOYUN ben ÇOBAN, ben KOYUN ben ÇOBAN biz insanlık için çırpındık ama AĞA ya baktım sadece kendisi için var. İkimiz de beraber çalıştık hep beraberdik.  AĞA dediğinin de bir sonu, onun da hesap vereceği bir gün var, benim de seninde hesabını vereceğimiz bir gün elbet var unutma.

 

Ey insan sen hangi sınıftasın, vicdanınla düşün ve kendine itiraf et,  OYUN sınıfında mı yoksa KOYUN sınıfında mısın? Öyle insanlar var ki ÇOBAN gibi çalışıp kabuğunu kırdılar hatta dünyaya sığmadılar evrene çıktılar. O zaman biraz sen biraz ben düşünelim, yarını düşünelim…

[ Yayınlama Tarihi : 8.5.2007 22:23:10 ]     [ Yazan: Vedat GECECİ ]     [  ]

KOŞMA
Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz.

 

Koşma

Hicran kucağında tuttuğun sırdaş,
Çağlamış, bulanmış, durulmuş olsun,
Sözüne, sazına güven de yanaş,
Kulağı ezelden burulmuş olsun.

Boş kafa gezdiren seyyahlar gibi
Keşkülünün delik çıkmasın dibi,
Arifden anlasın seçsin garibi,
Hakikat yolunda yorulmuş olsun.

Taban tepmiş olan gam kervanında,
Dostunu konuklar tatlı canında,
Koçlar gibi duran pir meydanında,
Aslanlar yurdunda kurulmuş olsun.

Gel dese de bakma nakes aşına,
Bir fırsat arar da kakar başına,
Dostun namert dehrin mihenk taşına,
Felaket pazarın da vurulmuş olsun.

Duysun aşkın elindeki rebabi,
Okusun alnında çille kitabı,
Neyzen gibi günahının hesabı,
Mezara girmeden sorulmuş olsun.

Neyzen TEVFİK

[ Yayınlama Tarihi : 22.4.2007 23:05:46 ]     [ Yazan: Vedat GECECİ ]     [  ]

MUTLULUK
Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz.

Mutluluk

Büyük İskender'in dalkavukları onu, Zeus'un oğlu olduğuna inandırmışlar. Bir gün yaralanıp da yarasından kan aktığını görünce: "Buna ne diyeceksiniz, bakalım?" demiş "kıpkızıl, mis gibi insan kanı değil mi bu? Homeros'un destanlarında tanrıların yarasından akan kan hiç de böyle değildir". Şair Hermodoros, Antigonos'u öven şiirlerinde, ona güneşin oğlu diyormuş. Antigonos: Oturağımı döken adam benim güneşin oğlu olmadığımı çok iyi bilir" demiş. İnsan her yerde hep o insandır; ve bir insanın özünde soyluluk olmadı mı, dünyanın tacını giyse gene çıplak kalır.

Kızlar alsa çevresini
Güller bitse bastığı yerde.
                                   
Persiyus

Ruhu kaba ve duygusuz olan için, bütün bunlar neye yarar? İnsanın sağlığı ve düşüncesi yerinde değilse, hazdan mutluluktan da bir şey anlamaz.

Sahibine göre değişir bir şeyin kıymeti,
Zarar görürse kötüdür, yarar görürse iyi,
                                   
Terentius

Talih insana bütün nimetleri verse, onları tadabilecek bir ruh gerekir. Bizi mutlu eden, bir şeyin sahibi olmak değil, tadına varmaktır.

Ev, mal, mülk yığınla tunç ve altın;
Yarasına merhem olmaz
Vücudunda, ruhunda dert olan adamın,
Eldeki nimetlerin tadabilmesi için
Keyfi yerinde olmalı insanın,
Ev bark neye yarar dertli, korkulu olana
Gözleri çipili olan ne yapsın tabloyu,
Damlalı hasta neden gitsin hamama?
                                           
Horatius
 

Nasıl dili pas tutmuş bir adam Yunan şarabının tadından bir şey anlamazsa, nasıl bir at üzerindeki zengin koşumların farkında olmazsa, vurdumduymaz, zevksiz bir ahmak da, içinde yaşadığı nimetlerin tadına varamaz. Platon da der ki; "Sağlık, güzellik, kuvvet, zenginlik ve bütün bu iyi dediğimiz şeyler insanın doğrusuna ne kadar yaraşırsa, eğrisine de o kadar yaraşmaz; kötü dediğimiz şeyler de tersine.

Ruta ve bedende rahatlık olmadıkça, döşek rahat olmuş neye yarar? Vücudumuza bir iğne, ruhumuza bir dert girdimi, dünyalar bizim de olsa olsa rahatımız kaçar. Kum sancıları bir başladı mı, insan nedakar devletli, haşmetli de olsa, tacını, tahtını saraylarını unutmaz mı?

Bir kral öfkelendiği zaman, krallığı onu kızarmaktan, sararmaktan, deli gibi dişlerini gıcırtmaktan koruyabilirmi? Kral, kafalı ve iyi yaradılışlı bir adamsa mutluluğuna krallığının kattığı şey pek azdır:

Miden iyi, ciğerlerin ayakların sağlamsa
Kralların hazineleri, daha fazla mutlu edemez seni. (Heleki İstanbulda yaşıyorsan)
                                                   
Horatius 

Tacın tahtın yalancı, aldatıcı şeyler olduğunu görür; hatta belki de kral Seleukos gibi düşünerek derki: "Hükümdar asasının ne kadar ağır olduğunu bilen, onu yoldan bulsa elini sürmez geçer." Seleukos bununla, iyi bir krala düşen ödevlerin ne büyük, ne ezici olduğunu söylemek istiyordu. Gerçekten, başkalarını düzene sokmak az iş değildir; kendi kendimize düzen vermenin ne kadar güç olduğunu biliriz. insanlara kumanda etmek pek rahat bir iş gibi görünür; ama ben kendi hesabıma, insan kafasının ne kadar güçsüz, yeni olduğunu gördükten sonra şu kanıya vardım ki, başkalarını ardından gitmek önde gitmekten çok daha kolay, çok daha hoştur. Çizilmiş bir yolda yürümek ve yalnız kendi hayatından sorumlu olmak ruh için büyük rahatlıktır.

Öyleyse sessizce boyun eğmek.
Devletin dümenini tutmaktan iyidir.
                                               
Lucretius

Kaldı ki, Keyhusrev'in dediği gibi, insanın kumanda etmeye hakkı olması için kumanda ettiklerinden daha değerli olması gerekir.

Ama Ksenophanes'in anlattığına göre, kral Hieron daha ileri giderek diyor ki: Krallar beden hazlarını bile herkes kadar tadabilecek halde değildirler; çünkü rahatlık ve kolaylık onlara bu hazlardan bizim duyduğumuz acıyla karışık tadı, mayhoşluğu tattırmaz.

Fazla yüz bulan, her dediğini yaptıran aşk bezginlik verir;
İyi bir yemeği fazla kaçırmak da mideyi bozar.
                                               
Ovidius

Bolluk kadar insanı sıkan, usandıran şey yoktur. Karşısında üç yüz kadını birden kuyruğuna hazır gören bir adamda istek mi kalır? Büyük Sultanın sarayında öyle imiş. Onun atalarından biri de ava giderken beraberinde bin şahinci götürürmüş; böyle bir avın anlamı ve tadı acaba neresinde idi?

Michel de MONTAIGNE

[ Yayınlama Tarihi : 14.4.2007 00:37:01 ]     [ Yazan: Vedat GECECİ ]     [  ]

RÜZGARLAR
Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz.

GÖKTE BİR ÖKÜZ VARMIŞ ADI PERVİN
BİR ÖKÜZDE ALTINDAYMIŞ YERİN
SEN ASIL İKİ ÖKÜZ ARASINDA
TEPİŞMESİNE BAK ŞU EŞŞEKLERİN.

                                                                                Ömer HAYYAM

 

Türkiye de esen iki ayrı rüzgar var;
Bu rüzgarlar, istediği zaman istediği yerde esen rüzgarlar,
Zaten bu milleti bu hale getiren bu rüzgarlar değil mi?
Sizde bilirsiniz onları ve sakınırsınız her zaman,
Bazen bu rüzgarlar aynı yerde aynı anda eserek yeşeren toprakları bile çorak hale getirirler.

Evet benimde bu konuda söyleyecek çok sözüm var aslında ama..... ;

 

"Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?"
                          (Kuran-ı Kerim)

 

Olmaz ya... Tabii... Biri insan, biri hayvan!
Öyleyse -cehalet- denilen yüz karasından
 
Kurtulmaya azmetmeli baştan başa millet.
Kafi değil mi, yoksa bu son ders-i felaket?
 
Son ders-i felaket neye mal oldu? Düşünsen:
Beynin eriyip yaş gibi damlardı gözünden!
 
"Son-ders-i felaket" ne demektir? Şu demektir:
Gelmezse eğer kendine millet, gidecektir!
 
Zira, yeni bir sadmeye artık dayanılmaz;
Zira, bu sefer uyku ölümdür, uyanılmaz!
 
Çoskun, koca bir sel gibi, daim beşeriyyet,
Müstakbele koşmakta verip seyrine şiddet.
 
Dağlar, uçurumlar, ona yol vermemek ister...
Lakin o, ne yüksek, ne de alçak demez örter!
 
Akvam o büyük nehre katılmış birer ırmak...
Elbet katılır... Hangisi ister geri kalmak?
 
Bizler ki bu müthiş, bu muazzam cereyanla
Uğraşmaktayız... Bak, ne kadar çılgınız anla!
 
Uğraş bakalım, yoksa işin, hey şaşkın!
Kurşun gibi sür'atli, denizler gibi taşkın
 
Bir çağlayanın menba-i dehhasına doğru
Tırmanmaya benzer, yüzerek, başka değil bu!
 
Ey katre-i avare, bu cüsun, bu hürusun
Ahengine uymazsan, emin ol, boğulursun!
 
Yıllarca, asırlarca süren uykudan artık,
Silkin de muhitindeki zulmetleri yak, yık!
 
Bir baksana: gökler uyanık, yer uyanıktır;
Dünya uyanıkken uyumak maskaralıktır!
 
Eyvah! Bu zilletlere sensin yine illet...
Ey derd-i cehalet, sana düşmekte bu millet
 
Bir hale getirdin ki, ne din kaldı, ne namus!
Ey sine-i islam'a çöken kapkara kabus
 
Ey hasm-ı hakiki, seni öldürmeli evvel:
Sensin bize düşmanları üstün çıkartan el!
 
Ey millet uyan! Cehline kurban gidiyorsun!
islam'ı da -batsın!- diye tutmuş yediyorsun!
 
Allahtan utan! bari bırak dini elinden...
Gir leş gibi topraklara kendin, gireceksen!
 
Lakin, ne demek bizleri Allah ile iskat?
Allahtan utanmak da olur, ilim ile... Heyhat!
					Mehmet Akif ERSOY
[ Yayınlama Tarihi : 15.3.2007 00:28:49 ]     [ Yazan: Vedat GECECİ ]     [  ]

CEHALET
Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz.

Aşikardır  Zat-ı Hak
görmeyi bir dilesen!..
 

“BEN”liğidir var olan,
adını silebilsen!..
 

Düşünürsün ki varsın,
oysa bu varsayımın...
 

Zat-ı Hak’tır varlığın,
“NEFS”ini görebilsen!..

 

AHMED HULÛSİ

 

Bir kelime yetermiş....

Varlık BİR'dir, O kapıyı hissetmek çok önemlidir.
(Bugün Aşk yanıyor.)

 

Ey insanlar bugününüze şikayet edip dururuz acaba eskide yaşayan insanlar daha mı rahattı daha mı lüks yaşardı ne farkımız var onlardan bizim, neden karnın aç yada sırtımız açıkta hiç düşündük mü? Acaba Allah'ın ilk emrini yerine getirmediğimiz için olabilir mi, cehalet önce bir insanı, sonra bir aileyi daha sonrada bir milleti yok oluşa sürükler. Çalışmadığımız için değil, kazanmadığımız için değil, paramız ve malımız olmadığı için de değil CAHİL olduğumuz için yok olmaya, ezilmeye, birilerini takip edip, dilenmeye mahkumuz. Ne olur eğitime, ilime önem verelim OKU' yun OKU' tun. Ben bu yaşıma kadar okudum ama hala bildiklerimin az olduğunu biliyorum.

A dan Z ye nen varsa var önemli değil şu  cümleyi bir düşün Hz. İsa derdiki "Sizler hep çömleğin içini yıkarsınız, dışını ise hiç yıkamazsınız." bir düşün bakalım ne demek istemiş.

 

[ Yayınlama Tarihi : 21.2.2007 00:23:02 ]     [ Yazan: Vedat GECECI ]     [  ]

...ÖLÜM...
Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz.

"Siz ölüm sırrını öğrenmek istiyorsunuz.
Fakat onu hayatın kalbinde aramadıkça bulmaya imkan mı var?
Gözlerini yalnız karanlıkta açabilen ve gündüzün kör olan baykuş aydınlığın sırlarını keşfedemez.
Onun için ruhunun hakikatini kavramak isterseniz kalbinizi, hayat gövdesine açınız.
Çünkü hayat ile ölüm birdir. Nasıl ki nehir ile deniz birdir.Ümitlerinizin ve arzularınızın derinliğinde, öteye ait her bilgi vardır.
    Yere attığınız tohumlar, nasıl karlar altında bahar rüyası görürse kalbinizde bahar rüyası görür.
    Rüyalara inanın. Çünkü ezele giden kapılar, onların içindedir.
    Ölümden korkmanız, kendisine iltifat edecek hükümdarın karşısında titreyen çobanın korkusu gibidir.
    Çoban titrediği halde, başına konacak devlet kuşunu düşünerek sevinmez mi? Bununla beraber titrediğini ve kalbinin oynadığını hisseder!
    Sanki ölmek, rüzgarda çıplak durmak ve güneş içinde erimekten başka nedir?
    Nefesin sanki nedir? Nefesi dinmeyen med ve cezirden kurtarmak ve her türlü kaydı kırarak yükselmesine, açılmasına ve Allah'ını bulmasına yardım etmek değil mi?
    Siz ne zaman sessizlik nehrinden su içerseniz, o zaman terennüme başlarsınız.
Dağ tepesine vardıktan sonra inmeye başlarsınız. Toprak, sizin gövdenizi geri istediği zamandır ki siz hakikaten raks edersiniz."

 

Halil CİBRAN

[ Yayınlama Tarihi : 16.2.2007 23:13:14 ]     [ Yazan: Vedat GECECİ ]     [  ]

ÖZÜN
Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz.

Sen şehvetine aşk adını  takmışsın, fakat şehvetten aşka dek uzun bir yol var ... (Rubailer:29)

Aşk, büyükler için bal, çocuklar için süttür.

        Aşk her gemiyi batıran istiap fazlası son yüktür (Mesnevi Vi: 4032).

Şems, bir seyahati esnasında bir adama rastladı. Bu adam genç bir çocuk görse bunu seyretmekten kendisini alamıyordu. Bunun üzerine Şems ona "Hey bu ne haldir?" diye sordu. Adam buna şu cevabı verdi: " Güzellerin yüzü ayna gibidir. Ben Allah'ı o aynada gözlüyorum." dedi. Şems buna karşılık: "Ey ahmak, madem ki, Allah'ı su ve toprak aynasında görüyorsun, niçin can ve gönül aynasına bakıp da kendini aramıyorsun" dedi. (Eflaki ii, 206).

Sende bir hata arıyorsan eğer dön de kendi özüne bak önce, birini yargılamak zorundaysan önce kendine iğneyi batır sonra çuvaldızı başkasına, bu dünyanın çok basit olmadığını biliyorum ama unutma ki bu dünyanın faniliğini.

Unutma... Unutma... Unutma... Vicdanınla yaşa. Evet otur da biraz düşün anneden babadan doğdun hürriyetine kadar 18, 25, 35, 50, 70, 80 acaba şuur torbanın farkında mısın önemli olan odur. Şuur... Şuur... Şuur...

 

[ Yayınlama Tarihi : 14.2.2007 00:40:59 ]     [ Yazan: Vedat GECECİ ]     [  ]

FANİ DÜNYA
Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz.

 

        Tıp kitaplarının fihristine bak, kum sayısınca hastalık var. Ölümün de sayısız sebepleri vardır. Biz onun hangi yolunu kapatabiliriz?

Yakıcı ölümün yüz kapı ve penceresi her an açılıp kapanmakta gıcırtısı kesilmemektedir. Bendeki dertler, düşmanın cefaları ölüm kapısının gıcırtısıdır. Bütün hastalıklardan beden evine yol vardır ve ömrün iki adımında biri içi akrep dolu bir kuyuya tesadüf ediliyor. Rüzgar şiddetli, ışığın sönmeden yeni ışıklar uyandır
.

Hayırlı eserler ve evlat bırak.  
                                 


(Şerh-i Mesnevi c.13,s.801)

[ Yayınlama Tarihi : 11.2.2007 01:17:19 ]     [ Yazan: Vedat GECECİ ]     [  ]

YANILMIŞIM....
Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz.

Yanılmışım

Anladım ki sonunda, çok bilmiş, aldanmışım;
Sevmiş aldanmışım, sevilmiş aldanmışım...
Meğer maskeymiş dost yüzlerinde gördüklerim,
gözlerimi boyayan şekilmiş, aldanmışım...

La Edri

[ Yayınlama Tarihi : 28.1.2007 02:52:54 ]     [ Yazan: Vedat GECECİ ]     [  ]

KİŞİLİK
Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz.

 


Köylünün bir şeyi yok, sıhhati, ahlaki bitik;
Bak o sırtındaki mintan bile tiftik tiftik.

Bir kemik, bir deridir ölmedi kaldıysa diri;
Nerde evvelki refahın ancak onda biri?

Dam çökük, arsa rehin, bahçeyi icra ister;
Bir kalem borca bedel faizi defter defter!

Hiç bakim görmediğinden mi nedendir, toprak,
Verilen tohumu da inkar edecek, öyle çorak,

Bire dört aldığı yıl köylü emin ol, kudurur:
Har vurur bitmeyecekmiş gibi, harman savurur.

Uğramaz, gün kavuşur, çitine yahut evine;
Sabah iskambil atar kahvede, aksam domine.

Muhtasar, gayr-i mufid ilmi kadardır dini;
Ne evamir, ne nevahi, seçemez hiçbirini.

Namazın semtine bayramlarda uğrar sade;
Hiç su görmez yüzünün düşmanıdır seccade.

Hani, üç beş kişiden fazla musalli arama;
Mescit ambarlık eder, başka ne yapsın, imama!

Okumak bahsini geç, çünkü o defter kapalı,
Bir redif zabiti mektepleri debboy yapalı,

Sıtma, fuhuş, içki, kumar, turlu fecayi' salgın...
Sonra söylenmeyecek şekli de var hastalığın.

Bir taraftan bulanır levse hesapsız namus;
Bir taraftan serilir toprağa milyonla nüfus.


..........
Mehmet Akif ERSOY
ASiM: SAFAHAT-6.Kitap 1919

 

 

"Müslümanlık nerde, geçmiş bizden insanlık bile
Adem aldatmaksa maksat, aldanan yok, nafile
Kaç hakiki Müslüman gördümse hep makberdedir
Müslümanlık, bilmem amma, galiba göklerdedir
Varsa şayet söyleyin, bir parçacık insafınız
Böyle kansız mıydı -hâşâ- kahraman eslâfınız?"

                                                                       Mehmet Akif ERSOY

 

 

-VERMEK-

"Siz malınızdan verdiğiniz zaman çok az verirsiniz. Ve ancak canınızdan verdiğiniz zaman gerçekten verirsiniz."

Malınız yarın muhtaç olacağını sanarak esirgemek istediğiniz şeylerden başkası mı?

Mukaddes şehre giden hacıların peşine düşüp ne olur ne olmaz diye çölün kumları içinde bir kemik saklayan tedbirli köpek, yarından ne bekleyebilir?

İhtiyaçtan korkmak, ihtiyacın ta kendisi değil mi?

Sarnıcınız su ile dolu olduğu halde susuzluktan korkmak, en tatmin edilmez susuzluk değil mi?

Malları çok bol olduğu halde az verenler vardır. Bunu da tanınmak için verirler. Ve onların bu gizli arzuları, verdiklerinin bereketini kaçırır.

Sonra öyleleri var ki ellerindeki azdır, fakat hepsini verirler.

Bunlar hayata ve hayatın bolluğuna inananlardır ve bunların ambarları asla boş kalmaz.

Bunlar verdikleri zaman severek verirler ve sevgileri ile neşeleri, mükafatlarıdır.

Başkaları da ıstırap çekerek verirler ve bu ıstırap onların cehennemidir.

Verdikleri zaman ıstırap çekmeyenler, hatta bu yüzden sevinç de aramayanlar, bu meziyetlerinin anılmasını bile istemeyenler de vardır.

Vadideki güller, kokularını fezaya nasıl yayarlarsa, bunlar da öylece verirler.

Tanrı bu çeşit kimselerin elleriyle konuşur ve onların gözleri içinden bütün dünyaya gülümser!

İstendiği zaman vermek, çok iyidir. Fakat durumu peşinden anlayarak istenmeden vermek daha iyidir.

Eli açık olan kimse için alacak el bulmak, vermekten daha büyük bahtiyarlıktır.

Zaten varın yoğun içinde alıkoyabileceğin bir şey var mı?

Bütün varın, bir gün, baştan başa verilmeyecek mi?

Öyleyse şimdi ver, ta ki vermek mevsimi varislerinin değil, fakat senin olsun!

"Vermek isterim amma, layığına ve müstahakkına" der durursunuz.

Bahçenizdeki ağaçlar ve otlaklarınızdaki davarlar böyle söylemiyor.

Onlar yaşamak için veriyorlar, çünkü vermezlerse ölürler.

Her kim ki gece gündüz yaşamak değerindedir, sizin vereceğiniz her şeye layıktır.

Hayatı okyanustan içmeye hak kazanan kimse, kadehini sizin küçük ırmağınızdan doldurmaya layık görülmektedir.

Dünyada hangi çöl, almak cesaret ve itimadının, hayır iyiliğinin içinde yatan çöl büyüklüğündedir?

Ve sen kimsin ki insanlar sana gelsin de göğüslerini açsınlar ve gururlarının perdelerini parçalasınlar da içlerini çırılçıplak göstersinler, utanmadan gururlarını soysunlar?...

Sen her şeyden önce verici ve vermek vasıtası olmak gerektiğini anla.

Çünkü hakikatte hayat, hayatın imdadına yetişir, sense, ey kendini verici sanan kimse, vericiliğin yalnız bir şahidisin.

Ve siz ey alıcılar, ki hepiniz öylesiniz, minnet yükü altında kalmayınız ki hem kendinize, hem vericiye bir boyunduruk geçirmiş olmayasınız.

Vericinin vergisi vereni de, alanı da yükselten kanat olsun. Yoksa borcunuzun yükünü fazla hissetmekle, hür yürekli toprağı ana ve Tanrıyı baba tanıyan vericinin cömertliğinden şüphe etmiş olursunuz."


Halil CİBRAN

[ Yayınlama Tarihi : 21.1.2007 02:47:44 ]     [ Yazan: Vedat GECECİ ]     [  ]

AKIL
Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz.

-------ALLAH AKLA SIĞMAZ,
AMA AKIL ALLAH'I BULACAK KUVVETTEDİR-------------!

 

 

 

Ey insanoğlu, eyy kendini bulamayan kayıp insan, eyy Allah'ın kulları;
"O" nu orada burada aramanıza gerek yok, "O" nun mekanı, öncesi yada sonrası yoktur.
"O" nu anlamının tek yolu kurallarına uymaktır, "O" nu ararsan da bulacağın tek yer kendindir.
Aklınla bulabilirsin ancak "O" nu kendinde.

[ Yayınlama Tarihi : 11.1.2007 23:47:27 ]     [ Yazan: Vedat GECECİ ]     [  ]

SEFER
Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz.

 

 

“Bana dünyada ne yer kaldı emin ol, ne de yar

Ararım göçmek için başka zemin, başka diyar

Bunalan ruhuma ister uzun boylu bir sefer

Yaşamaktan ne çıkar, günlerim oldukça heder

Bir güler çehre sezip güldüğü yoktur yüzümün

Geceden farkını görmüş değilim gündüzümün

Seneler var ki harap olmadığım gün bilmem.”

 

“Artık, ey yolcu bırak ben yalınız ağlayayım.”

 

“Yoktur elemimden şu sağır kubbede bir iz,

İnler, Safahat’ımdaki hüsran bile sessiz.”

[ Yayınlama Tarihi : 31.12.2006 00:50:31 ]     [ Yazan: Vedat GECECİ ]     [  ]

KURAN' DAKİ İSLAM
Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz.

KURAN'DAKİ İSLAM

 

Kuran’ı kerimin 60-62. ayetlerdeki "ölüm ve tekrar yaratılma” hakkındaki açıklama şu şekilde: "Aranızda ölümü biz takdir ettik ve biz yerinize diğer benzerlerinizi getirmemiz ve sizi bilemeyeceğiniz bir yaratılışta ve suretlerde tekrar yapılandırmamız hususunda önüne geçilecekler de değiliz." (Ayrıca bk. İnsan, 28)

 

Bu ayetlerden mahşerdeki yaratılış anlaşılabileceği gibi, dünyada yeniden bedenleşme yani reenkarnasyon da anla­şılabilir. Hatta ayetler ikinci manayı anlamaya daha uygun­dur. Nitekim Fahrettin er-Râzî' den Elmalılı' ya kadar bir­çok müfessir getirdikleri açıklamalarla ikinci manayı ortaya koymuş, ancak geleneksel kabule uyarak reenkarnasyondan bahsetmemişlerdir. Kuran'ı tabuların ve peşin fikirlerin cen­deresine girmeden anlamayı esas alan Süleyman Ateş bu müstesna tavrını burada da sergilemiş ve ayetleri açıklarken şu satırları yazmıştır:

 

"Birinci ayette, yeniden yaratılacak insanın bedeninin, bu bedenin aynı değil, benzeri olacağı: "Sizi bilmediğiniz bir biçimde yaparız" anlamındaki ikinci cümleden de, yeniden yaratılacak insanın, bilinmeyen bir biçimde yaratılacağı anlaşılır. Daha önce geçen benzeri ayetlerle karşılaştırılırsa bu ayetlerden de kemal bulmadan ölmüş insan ruhunun, bilinmeyen bir zamanda ve bilinmeyen bir biçimde yeni bir bedene sokulup bedensel hayata getirileceği manası çıkarılabilir. "Bu ayetler, olgunluk kazanmış mümin insanlara değil, âhireti inkar eden kemal bulmamış cehennem halkına hitaptır. Bundan, kemal bulmamış inkarcı insanların, kemal bulmak üzere tekrar bedenlere sokularak yeniden yaratılacağı anlaşılır. Bu takdirde ba's (yeniden bedensel hayata çıkarma, öldükten sonra diriltme) olayı, kemal bulmamış ruhlara mahsus olabilir. Kemal bulmuş ruhlar, huld cennetine gittiklerinden, bedensel hayata dönmezler. Ba's, kemal bulma­mış ruhların, kemal bulmak üzere bedensel hayata getirilmesidir ki bedenden bedene geçen ruh, bu bedenler içinde dünyanın ızdırabını, sıkıntılarını çekerek olgunlaşır. İşte bu gelip gitmeler ruhu pişirip olgunlaştıracak olan cehennem hayatıdır. Her bedensel hayatta yapılanlar, ruhun daha sonraki hayatının mahiyetini çizer. Kötülüklerden korunan ve Allah'a ibadetle olgunlaşan ruh, ebedilik cennetine girer, bir daha, gerçekte azap olan bu bedensel hayata dönmez. Ama olgunlaşmayan ruhlar, olgunlaşıncaya dek yeni bedenlere sokularak dünyaya getirilirler. Olgunlaşmanın tek yolu da "Al­lah'a ibadet ve güzel ahlaktır.

 

Ayetlerden bu mana anlaşılabilir ama tenasüh (reenkarnasyon) demek olan bu açıklama, cumhurun anlayışına aykırıdır. Bu bakımdan bu mananın muhtemel olmakla beraber, cumhurca ayetlere böyle bir mana verilmediğini belirtmemiz gerekir." (Ateş; 9/238)

[ Yayınlama Tarihi : 31.12.2006 00:44:44 ]     [ Yazan: Vedat GECECİ ]     [  ]

RIZKI VEREN "O" DUR
Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz.

Şu anda 8-10 milyar insanın kalbi, beyni, midesi, pankreası, karaciğeri, akciğeri, sinir, solunum ve savunma sistemleri Allah'ın kanunu ( ebedi enerjisi ) dahilinde, O'nun izniyle işliyor. Yoktan var eden ve ebedi olan her şeyin sahibi “O” toprağın altında,  üstünde ve evrende yaşayan trilyonlarca canlılara şu anda hepsinin rızkını “O” veriyor. Kuran'da bu sır bize şöyle haber verilir:

 

Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah'a ait olmasın. Onun karar (yerleşik) yerini de ve geçici bulunduğu yeri de bilir. (Bunların) Tümü apaçık bir kitapta (yazılı)dır. (Hud Suresi, 6)

 

O'nun ilmi olmaksızın, hiçbir meyve tomurcuğundan çıkmaz, hiçbir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz da... (Fussilet Suresi, 47)

 

Yukarıdaki ayette de bildirildiği gibi şu anda dünyanın her yerinde bir çok insan Allah'ın bilgisi dahilinde dünyaya geliyor. Aynı zamanda bir çok da ölüm vakası oluyor. İnsanlar nerede doğacaklarını, nasıl bir hayat süreceklerini ve yine nerede, ne zaman öleceklerini kendileri bilmiyorlar ama bu bilgilerin hepsi Allah'ın katında kesin olarak belli. Bu gerçeğe Kuran'da şöyle dikkat çekiliyor:

 

... Hiç kimse, yarın ne kazanacağını bilmez. Hiç kimse de, hangi yerde öleceğini bilmez. Hiç şüphesiz Allah bilendir, haberdardır. (Lokman Suresi, 34)

 

Allah her şeye hazır dır diyorsan otur biraz düşün, yanılgıdasın hazır olan sensin ve her şey ona hazır durumdadır bu "O" nun kanunudur, “O” kimdir,  “O” her şeyden münezzeh olan Allah’ tır.

[ Yayınlama Tarihi : 27.12.2006 00:36:35 ]     [ Yazan: Vedat GECECİ ]     [  ]

...KORKMA...
Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz.

KORKMA  


Dün sabah işe giderken

Ölümü gördüm ölümü

Ansızın kesti yolumu

Usulca tuttu kolumu

Korkma dedi.


 

Bedri Rahmi EYÜPOĞLU

[ Yayınlama Tarihi : 24.12.2006 01:50:57 ]     [ Yazan: Vedat GECECI ]     [  ]

CAN ERİĞİ
Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz.

Bir kelime buldum çın çın öter;

                                    Adı candır.
Bir erik kopardım can dalından;

İçi can dolu,

Adı can, yaptığı can, lezzeti candır.

Bir gölge düştü önüme dedi:

                        Bir yüküm var benden ağır

                        Bir yüküm var beni taşır

                                                   Adı candır.
 

Toprak dedi ki:

Can Allahın yongasıdır

Fakat ben bir deri bir kemik

kaldım.

Bir de misafirim var adı candır.

 

Işık dedi ki:

                        Renklerden, kokudan,

Seslerden önce koşup geldim

İnsanoğluna nur topu gibi

Bir müjde getirdim,

                        Adı candır.
Bedri Rahmi EYUPOĞLU

 

Geliyor “canlarım” dan “can” geliyor…

[ Yayınlama Tarihi : 20.12.2006 02:03:11 ]     [ Yazan: Vedat GECECİ ]     [  ]

ZULMÜ ALKIŞLAYAMAM
Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz.

ZULMÜ ALKIŞLAYAMAM

Zulmü alkışlayamam, zâlimi asla sevemem;
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.
Biri ecdâdıma saldırdı mı, hattâ boğarım!..
- Boğamazsın ki!
- Hiç olmazsa yanımdan kovarım.
Üç buçuk soysuzun ardında zağarlık yapamam;
Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam.
Doğduğumdan beridir âşığım istiklâle,
Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lâle!
Yumuşak baslı isem, kim dedi uysal koyunum?
Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!
Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!
Adam aldırma da geç git, diyemem aldırırım.
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!
Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu...
İrticâın su sizin lehçede ma'nâsı bu mu?

M. Akif Ersoy

Bu gün gene içim yanıyor… Vedat

 

[ Yayınlama Tarihi : 20.12.2006 01:45:44 ]     [ Yazan: Vedat GECECİ ]     [  ]

GECE NEDEN KARANLIKTIR?
Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz.

GECE NEDEN KARANLIK ?


Bundan  yaklaşık 100 yıl kadar önce bilim adamları gökyüzünün gündüz neden mavi olduğunu buldular. Ancak, bundan çok daha basitmiş gibi görünen “ Gökyüzü gece neden karanlık ? ” sorusunun yanıtı, 20. yüzyılın ortalarına kadar gizemli kaldı. Artık bildiğimiz bu yanıtın ortaya çıkarılmasının uzunca bir öyküsü var.
 

Daha çok bir çocuğun aklına gelebilecek böyle bir soruyla karşılaştığınızda hemen “ Güneş gökyüzünde olmadığı için” gibi bir yanıt aklınıza gelebilir. Ancak, biraz daha ayrıntıya indiğinizde bu sorunun yanıtı vermenin hiç de o kadar  kolay olmadığı ortaya çıkıyor.
 

Eğer evren sonsuz genişlikte olsaydı ve sonsuz sayıda yıldız içeriyor olsaydı, gece gökyüzü göz alıcı derecede parlak olurdu. Gökyüzününü neden karanlık olduğu sorusunun ilk ortaya çıkışı eskiye, 1500’ lü yıllara dayansa da unun üzerinde ciddi anlamda ilk düşünen kişi Heinrich Wilhelm Olbers oldu. İşte kuramla gözlemsel verilerin bu denli farklı oluşu nedeniyle bu içinden bir türlü çıkılamayan duruma Olbers Paradoksu dendi.
 

Olbers’ in asıl mesleği doktorluktu. O, birçok kuyrukluyıldız ve asteroidin  keşfine de imza attı. 1823 yılında evrenle ilgili bir makale yazdı. Bu makalesinde, yıldızların evrenin her yerine dağılmış olduğunu varsayıyordu. Dünya’ ya yakın olanların daha parlak görünmelerine karşılık bunların sayısı azdı. Çok daha uzakta bulunan yıldızlarsa daha sönük görünüyorlar fakat, aynı alana çok daha fazla yıldız düşüyordu. Bu çok mantıklı bir yaklaşım. Yıldızlara belirli bir görüş açısıyla baktığınızda, aynı görüş alanına  uzakta çok daha fazla yıldız düşer. Eğer evren sonsuzsa, gökyüzündeki her noktada bir yıldız olması ve gökyüzünün her yerinin Güneş’ in yüzeyi kadar parlak olması gerekirdi. Olbers, makalesinde şunları yazmış:
 

“ Dünya ne kadar şanslı ki gökyüzünün her yanından yıldız ışığı gelmiyor. Eğer öyle olsaydı, gökbilim pek az gelişecekti. Yıldızları tek tek gözlemleyemeyecek, Güneş’ i sadece üzerindeki lekeler sayesinde tanıyabilecektik. Gezegenler ve Ay ise, Güneş kadar parlak bir fondaki karanlık diskler olarak görülecekti.”
 

O zamanlar, Olbers’ in makalesi pek ilgi görmedi. Zaten, gökyüzünün geceleri karanlık oluşunu irdeleyen tek kişi o değildi. Bu konuda ilk olma onuru, bilindiği kadarıyla İngiliz Tomas Digges’ e ait. Digges, uzaktaki yıldızların çok sönük oldukları için görülemediklerini öne sürdü. Açıklaması anlamlı görünmekle birlikte yalnıştı. Her bir atomu, göremeyeceğimiz kadar küçük olduğu halde bu yazıyı nasıl görebiliyorsak, yıldızların toplam ışığı da ne kadar uzak olurlarsa olsunlar görünür olacaktır. Benzer biçimde, hiçbir yıldızını çıplak gözle ayırt edemediğimiz halde, 2 milyon ışık yılı uzaklıktaki Andromeda galaksisini rahatlıkla görebiliyoruz.
 

Digges’ in sonsuz bir evreni benimsemiş olmasına karşın, aynı zamanda yaşamış olan ünlü Alman gökbilimci Kepler, onun düşüncesine karşı çıktı. Kepler, sonsuz bir evrende, Güneş’ in öteki yıldızların ışığında kaybolacağını düşündü ve bu yıldızlarla aramızda onların ışığını engelleyen duvar gibi bir şey bulunabileceğini öne sürdü.
 

Yaklaşık 100 yıl kadar sonra, Edmond Halley de bu konuyu ele aldı. 1721’ de İngiltere Kraliyet Topluluğunun önünde konuşan Halley, bu konudaki iki ayrı olasılığı dile getirdi. İlk olarak, bir hesap hatası yaptı ve uzaktaki çok sayıda yıldızın toplam ışığının, daha az sayıda ancak yakında bulunan yıldızların ışığından çok daha az olduğunu öne sürdü. İkinci bir olasılık ise, Digges’ in düşündüğünün aynısı.

Karalık gökyüzü nü aydınlığa kavuşturma yolunda çaba gösteren bir başka isim de İsviçreli gökbilimci Jean Philippe Loys de Cheseaux oldu. Digges ve Halley’ den farklı olarak, görülemeyecek kadar uzaktaki yıldızların da evrene ışık saçtığı gerçeğini atlamadı. Gökyüzünün karanlık oluşunu, uzayın saydam olmayışına bağladı.
 

Cheseaux ve Olbers yanılmışlardı. Uzayın tam anlamıyla saydam olmadığı doğru, ancak ışığı soğuran maddenin varlığı gecemizin karanlık olması için yeterli değil. Işığı soğuran madde de ısınarak aldığı enerji kadar ışıma yapar. Bu durumda ışığı soğuran madde de yıldızlar kadar parlak olacaktır.
 

İŞTE ÇÖZÜM

Şaşırtıcı ama Olbers paradoksuna ilk doğru yaklaşım bir gökbilimciden değil, Amerikalı bir şair ve yazardan geldi. Bu kişi, eserlerinde korku ve doğaüstü konuları işlemesiyle tanınmış Edgar Allan Poe’ ydu. Karanlık, Poe’nun çalışmalarının ana konusuydu. Evrenbilimci Edward Harrison, Poe’ nun Olbers paradoksunu ölümünden bir yıl önce, 1848 yılında yazdığı ” Eureka “ adlı bir denemesinde çözdüğünü fark eden ilk kişi oldu. Olbers paradoksu denemede şöyle anlatılıyor:
 

“ Yıldızların sayısı sonsuz olsaydı, gökyüzünün her yanı eşit derecede parlak, yani gökyüzünün her noktasında bir yıldız olurdu. Oysa, gökyüzüne teleskoplarla baktığımızda, hiçbir ışığın gelmediği boş bölgeler görebiliyoruz. Bu bölgeler, henüz ışığın bize ulaşamadığı yerlerdir. ”
 

Kısacası, Poe’ nun söylemek istediği, uzaktaki yıldızların gecemizi aydınlatamayışının nedeninin, ışıklarının henüz bize ulaşacak kadar zaman geçmemiş olmasıydı. Evrenin yaşından daha uzak mesafeleri göremeyiz. Yani, evrenin yaşının yaklaşık 13 milyar yıl olduğunu varsayarsak, 13 miyar ışık yılından daha uzaktaki yıldızları göremeyiz. Karanlık gökyüzü, bir bakıma evrenin belli bir süre önce doğduğuna kanıt oluşturuyor. Eureka’ da bir Alman gökbilimci olan Johann Madler adı sıkça geçer. 1858’ de Eureka’ dan 10 yıl sonra basılan kitapta, Madler’ in açıklaması Poe’ nunkini temel alıyordu. Madler’ in açıklaması şöyle:
 

“ Işığın hızı sınırlıdır. Yaradılıştan bu yana geçen süre de sınırlıdır ve biz ancak bu sınırlı süre içinde ışığın ulaşabileceği kadar uzağı görebiliriz. Uzaktaki yıldızların ışıklarının bize ‘ ulaşamadığı ‘ değil, ‘ henüz ulaşmadığı ‘ şeklinde bir açıklama daha doğru olur. “
 

İskoç matematikçi ve fizikçi Lord Kelvin, 1901’ de bu tezin biraz daha ayrıntılı bir uyarlamasını yaptı. Kelvin’ e göre, gecenin aydınlık olabilmesi için, yüzlerce trilyon ışık yılı öteyi görebiliyor olmamız gerekir. Ancak evren bundan çok daha genç olduğundan gece karanlıktır.
 

PARADOKSUN YENİDEN KEŞFİ

Olbers paradoksu, yüzyıllar süren uzun bir öykü olsa da 1950’ li yıllara değin ünlü olamadı. Olbers’ in dönemindeki gökbilimcilere bu konudan söz etseydiniz muhtemelen neden bahsettiğinizi anlamayacaklardı bile.
 

Uzuca bir aradan sonra Olbers paradoksu1952’ de Hermann Bondi’  nin “ Evrenbilim “ adlı kitabında yer aldı. Bondi, durağan evren savunucularından biriydi. Bu model, büyük patlamayı reddediyor, evrenin her zaman var olduğunu kabul ediyordu. Evrenin yapısı gerçekten böyle olsaydı, Poe’ nun uzaktaki yıldızların ışığının bize ulaşacak zamanının olmadığı düşüncesi yalnış olurdu. Evren sonsuz yaşında olsaydı, gökbilimciler sonsuz sayıda yıldız görürlerdi.
 

Durağan modeli benimseyenlere göre genişleme bu sorunu çözüyor. Evrenin genişlemesi, ışık dalgalarının genişlemesine, yani kırmızıya kaymasına yol açar. Evrende ne kadar uzağa bakarsanız, ışığın o kadar kırmızıya kaydığını görürsünüz. Işık kırmızıya kaydığında enerjisi azalır. Uzaklık çok arttığında, örneğin sonsuz bir evrende sonsuz denebilecek uzaklıkta ışığın enerjisi o kadar azalır ki gökyüzü karanlık olur. Durağan evren modelini benimsemiş olan gökbilimci Fred Hoyle, “ Gökbilimin öncüleri ” adlı kitabında, gökyüzünün karanlık oluşunu basitçe şuna bağlıyor:
 

“ Gökyüzü  gece karanlıktır çünkü evren genişliyor. “

Sadece durağan evren için geçerli olan bu açıklama , bu modelin geçerliliğini yitirmesiyle anlamsız kalmıştır.
 

EVRENİN ENERJİ SORUNU

Gökyüzünün, evrenin henüz çok genç oluşu sebebiyle karanlık olduğu konusunda gökbilimciler aynı düşünceyi paylaşıyorlar. Harrison, 1964 yılında, görülebilen evrenin gökyüzünü aydınlatması için ne kadar enerji gerekeceğini hesaplamaya çalıştı. Ortaya çıkan sonuç şaşırtıcıydı. Görülebilen evrendeki yıldızların yaydığı enerji çok azdı. Gökyüzünün Güneş’ in yüzeyi kadar parlak olabilmesi için, Harrison’ un hesaplarına göre, evrenin 10 trilyon kat daha fazla enerjiye sahip olması gerekirdi. Yani her bir yıldız, olduğundan 10 trilyon kat daha fazla ışık yaymalıydı.
 

Evren genişledikçe yıldız sayısının artacağını söyleyemeyiz. Buna bağlı olarak, evrendeki enerji miktarının da artması beklenmez. Ayrıca yıldızların sonsuza kadar parlamadığını da unutmamak gerekir. Evrendeki yıldız oluşumu büyük patlamadan yaklaşık 3- 4 milyar yıl sonra en yüksek hızına ulaştı. O zamandan bu yana yıldız oluşum hızı giderek düştü, ilk oluşan yıldızların önemli bir bölümü artık parlamıyor bile. Evrenin yaşı arttıkça, nükleer yakıtını tüketerek sönen yıldızların sayısı da artacaktır. Bununla birlikte yeni oluşacak yıldızların ham maddesi de giderek azalıyor. Eğer evren çok yaşlı olsaydı yıldızlar yakıtlarını tüketmiş, çoktan sönmüş olacaklardı.

Evrenin genişlemekte olduğu artık kesin. Yakın zamana değin bu genişlenmenin yavaşlayarak sürdüğü sanılıyordu. Çünkü, kütleçekiminin genişletmeyi yavaşlatması beklenirdi. Ancak, evrenin görebildiğimiz en uzak bölgelerinde gözlenen süpernovaların, gözlenenden daha parlak olmaları gerekiyordu. Ama, bir şekilde, evrenin bu süpernovaların ışığını “ kırmızıya kaydırmak “ için daha çok zamana sahip olduğu anlaşıldı. Bunun için, artan bir hızda genişlemesi gerekiyordu. Bu şaşırtıcı gerçek, yani evrenin genişlemesinin hızlanması, görece yakınımızdaki gökadaların da hızlanarak bizden uzaklaştığı anlamına geliyordu. Buna bağlı olarak, milyarlarca yıl sonra gece gökyüzünün giderek daha karanlık olacağını, teleskopların daha boş alanlara bakacağını söyleyebiliriz.
 

Gökyüzü, karanlık kalabilmesi için iki kez korunuyor: evren henüz çok genç ve yıldızların yaydığı enerji, gökyüzünü aydınlatacak kadar yeterli değil. Gökbilimciler, gökyüzünün gece neden karanlık olduğunu artık bu şekilde açıklıyorlar. Olbers paradoksunu çözen kişinin bir yazar olması da  amatör bilim adamlarının, bazen profesyonel bilim adamlarının gözünden kaçan gerçekleri bulabileceklerini gösteriyor.


Bilim ve Teknik

[ Yayınlama Tarihi : 20.12.2006 00:30:27 ]     [ Yazan: Vedat GECECİ ]     [  ]

GERÇEKLER
Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz.

Kim olursan ol ister hoca efendi ol, ister ateist ol, ister kadın, ister erkek ol, ister çocuk, ister 90 yaşında adam ol, Allah’ ın bir başka kulu için beddua etmene bile gerek yoktur, çünkü “O” her şeyi gören ve her şeyi bilendir. Bu gerçeği Hz İbrahim’in yaşamış olduğu şu olayla daha iyi anlayabiliriz.

 

İbrahim Peygamber, ateşe atılırken Cebrail'in gelip "Bir dileğin var mı?" dediği, onun da "Var ama senden değil" diye cevap verdiği, yine Cebrail'in "Peki öyleyse Tanrı'dan istesene" demesi üzerine İbrahim Peygamberin "Zaten halimi biliyor, ne diye isteyeyim" dediği bilinmekte.

Şu okuduğunu biraz düşün, sadece okuyup geçme.

[ Yayınlama Tarihi : 16.11.2006 22:41:36 ]     [ Yazan: Vedat GECECİ ]     [  ]

İKİ TÜRLÜ ÜÇ İNSAN
Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Varlık birdir o da “O” dur.
Vicdan ve akıl ve neticesi bir ŞUUR torbandır, götüreceğin odur.
Bedenin, beyefendiliğin bu toprağın malıdır, ruhunsa geldiğin yerindir.
Fani bir dünya da yaşıyoruz herkes doğar ve ölür, kimse kimseden üstün değildir.

 

Arkadaş   Dökümü

evvela dişlerimiz döküldü
sonra saçlarımız
arkasından birer birer arkadaşlarımız
şu canım dünyanın orta yerinde
yalnız başına yapayalnız
kırılmış kolumuz, kanadımız
tatlı canımızdan usanmışız

bir şüphedir sarmış yüreğimizi
ya kendini aldatıyor demişiz ya bizi
bir şüphedir demir atmış ciğerimize
pamuk ipliği ile bağlamışlar bizi
düğüm üstüne düğüm şöyle dursun
bir çalım bir kurum hepimizde
nereden inceyse oradan kopsun

bu canım dünyanın orta yerinde
hayvanlar kadar bağlanamamışız birbirimize
yalan mı? gözünü sevdiğim karıncalar
işte: hamsiler sürü sürü
arılar bölük bölük geçer
leylekler tabur tabur

ya bizler? eşrefi mahlukat!..
boğazımıza kadar kendi murdar
karanlığımıza gömülmüşüz

bizler bölük bölük, bizler tabur tabur
bizler sürü sepet
yalnız birbirimizi öldürmüşüz.


Bedri Rahmi EYÜBOĞLU

[ Yayınlama Tarihi : 5.11.2006 20:46:43 ]     [ Yazan: Vedat GECECİ ]     [  ]

UYAN
Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz.

ZATEN TÜRKLER 1100 YILINDAN ( FARABİ, İBN-İ SİNA VS..) DAN SONRA İLİM OLARAK UYUMAYA BAŞLAMIŞTI.  DETAYA GİRMİYORUM BİR OSMANLI İMPARATORLUĞU YAŞADI ( KURUCUSU OSMAN GAZİ,  YAVUZ SULTAN SELİM, 4. MURAT, ABDULHAMİD VS..) SON OLARAK TA , 1919 DAN 1938’ E KADAR ALLAH TARAFINDAN GÖNDERİLEN ATATÜRK SAYESİNDE SİLKELEMİŞ KENDİMİZE GELMEYE BAŞLAMIŞKEN, BATILIN ZALİMİN VE DE CAHİLİN ELİNDE TEKRAR UYKUYA SEVK EDİLMİŞİZ.

BU GÜNE BAKIN DÜNYANIN NERESİNDEYİZ BİZ KENDİMİZE BİLE YETEMİYORUZ KENDİ İLACIMIZI MI YAPIYORUZ KENDİ ARABAMIZI YÂDA KENDİ TEKNOLOJİMİZİ KULLANIYORUZ, BİR AMERİKA, BİR ALMANYA, BİR İSVİÇRE Mİ HAYIR AFRİKA'NIN BİRAZ ÜSTÜNDEYİZ…

İÇİM YANIYOR ÇÜNKÜ O DİLİ BİLİYORUM  

BEN SİZE NE SÖYLESEM BOŞ BELKİ MEHMET AKİF ERSOY SİZİ UYANDIRIR MI TEKRAR…

 

 

                         UYAN

Baksana kim boynu bükük ağlayan.
Hakkı hayatındır senin ey Müslüman,
Kurtar artık o biçareyi Allah için.
Artık ölüm uykularından uyan.

Bunca zamandır uyudun kanmadın,
Çekmediğin çile kalmadı, uslanmadın.
Çiğnediler yurdunu baştan başa.
Sen yine bir kere kımıldanmadın.

Ninni değil dinlediğin velvele,
Kükreyerek akmada müstakbele.
Bir ebedi sel ki zamandır adı,
Haydi katıl sen de o coşkun sele.

Karşı durulmaz cereyan sine-çak...
Varsa duranlar olur elbet helak.
Dalgaların anmadan seyrini,
Göz göre girdâba nedir inhimak?

Dehşeti maziyi getir yadına;
Kimse yetişmez yarin imdadına.
Merhametin yok diyelim nefsine;
Merhamet etmez misin evladına?

Ben onu dünyaya getirdim diye
Kalkışacaksın demek öldürmeye!
Sevk ediyormuş meğer insanları,
Hakki-i nübüvvet de bu caniliğe!

Doğru mudur ye’s ile olmak tebah?
Yok mu gelip gayrete bir intibah?
Beklediğin subh-i kıyamet midir?
Gün batıyor sen arıyorsun tebah.!

Gözleri maziye bakan milletin,
Ömrü temadisi olur nakbetin.
Karşına müstakbeli dikmiş Hüdâ,
Görmeye lakin daha yok niyyetin.

Ey koca şark! Ey ebedi meskenet!
Sen de kımıldanmaya bir niyet et.
Korkuyorum, Garbın elinden yarın,
Kalmayacak çekmediğin mel’anet.

Hakk-ı hayatın daha çiğnenmeden,
Kan dökerek almalısın merd isen.
Çünkü bugün ortada hak sahibi,
Bir kişidir: "Hakkımı vermem" diyen.

                                M. AKİF ERSOY

 

[ Yayınlama Tarihi : 25.10.2006 02:23:51 ]     [ Yazan: Vedat GECECİ ]     [  ]

İNSAN OLMAK
Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz.

 

    Ben ne insanlar tanıdım çok mütevaziyken putlara dönüşen krallar gördüm ne dostlarım vardı ki mütevazılığın kitabını yazacakken putları sayesinde kendilerini rezil etmiş insanlar tanıdım. 

    Eyy insan şu anda 2006 da yaşıyorsun, nerden geldin nereye gidiyorsun sorusuna hala cevap veremiyorsun, bundan 1500 yıl önce yaşan Hz. Ali nasıl konuşup ta bu sorunun cevabını verebilmiş.

     Eyy insanlık neden dininin ilk emrini bilmene rağmen okuyup öğrenmiyorsun neden kitap okumuyorsun, “O” nun kitabın ilmini, içini okumuyorsun. Mezheplerin altına girip kendini kandırmışın, gülerim ben o mezhebe insanı, dini, kültürü parçalayan mezhebe nasıl inanırsın şaşarım. Mezheplerin hepsi Kuran dan uzaktır Allah’ ın insana bahşettiği ilahi kanundur İslamiyet kitabı Kuran dır.

     Kuran ilmi varken sen mezheple uğraşmaya devam et.

 

     Hamd Allah’a ki yarattıklarını varlığına delil etmiş, yarattıklarının sonradan yaratılmış olmalarıyla ezeli olduğunu, yarattıklarının birbirine benzeyişi ile benzeri olmadığını bildirmiştir. Yapanla yapılanın, sınırlayanla sınırlananın, yetiştirip geliştirenle yetişip gelişenin ayrılışı yüzünden de “O” nu duygular idrak edemez;kudretini örtenler örtemez. Birdir, sayıdaki rakamla değil, Yaratıcıdır, hareketle, çalışıp yorulmakla değil. Her şeyden münezzehtir, uzak olarak değil, görünendir. Fakat gözle görülmez. Gizlidir, fakat letafetinden değil, her şeyden üstün olmakla her şeyden münezzehtir fakat kahrı her şeye şamildir. Her şeyden ayrıdır fakat her şey ona karşı eğilmiştir. Her şeyin onadır dönüşü.
Kim “O” nu över,

Vasfa kalkarsa

Sınırlamış olur,

Sınırlayan O’nu sayıya sokmuş olur.
( DÜŞÜN)

Sayıya sokan O’nun ezeli olduğunu inkâr etmiş olur. Nasıldır diyen onu vasfa kalkmış olur. Nerdedir diyen O’nu mekânda sanmıştır. Yetiştirip geliştirendir. Yetişip gelişen yokken bile, gücü yetendir. Gücü yokken bile…

HZ. ALİ ‘ NİN İLK HUTBESİ DİR."

 

 

1500 sene önceki bu seviyedeki bir beyini bir fikri düşün sen çağının lüksü içindesin ilim ayaklarına ama o dönemden bile cahil olduğunun farkında mısın dindar olmakla bile o fikre erişemezsin. Allah’ ım sen ok yücesin, Allah’ ım sen büyüksün diyerek vaaz veren hocalarımız oturup bir düşünün mantıklı olun…

[ Yayınlama Tarihi : 10.10.2006 14:53:57 ]     [ Yazan: Vedat GECECİ ]     [  ]

ÜÇ DİL
Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz.
Hocam bugün yine bir şeyler hatırlattın
bana rüyama gelerek, nur içinde yatasın
teşekkür ederim Ne kadar da
haklıymışsınız; bazen kelimeler kifayetsiz
kalıyor bir şeyleri anlatabilmek için.
 
ÜÇ DİL
 
En azından üç dil bileceksin  
En azından üç dilde  
Ana avrat dümdüz gideceksin  
En azından üç dil bileceksin  
En azından üç dilde düşünüp rüya göreceksin  
En azından üç dil  
Birisi ana dilin  
Elin ayağın kadar senin  
Ana sütü gibi tatlı  
Ana sütü gibi bedava  
Nenniler, masallar, küfürler de caba  
Ötekiler yedi kat yabancı  
Her kelime arslan ağzında  
Her kelimeyi bir bir dişinle tırnağınla  
Kök sökercesine söküp çıkartacaksın  
Her kelimede bir tuğla boyu yükselecek  
Her kelimede bir kat daha artacaksın  
 
En azından üç dil bileceksin  
En azından üç dilde  
Canımın içi demesini  
Kırmızı gülün alı var demesini  
Nerden ince ise ordan kopsun demesini  
Atın ölümü arpadan olsun demesini  
Keçiyi yardan uçuran bir tutam ottur demesini  
İnsanın insanı sömürmesi  
Rezilliğin dik alası demesini  
Ne demesi be  
Gümbür gümbür gümbür demesini becereceksin  
 
En azından üç dil bileceksin  
En azından üç dilde  
Ana avrat dümdüz gideceksin  
En azından üç dil  
Çünkü sen ne tarih ne coğrafya  
Ne şu ne busun  
Oğlum Mernus  
Sen otobüsü kaçırmış bir milletin çocuğusun



CANIM HOCAM  RAHMİ EYÜBOĞLU 
[ Yayınlama Tarihi : 23.9.2006 08:47:34 ]     [ Yazan: Vedat GECECI ]     [  ]

GURUR !!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!
Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz.

Bir bakın Farabi ne demiş ne kadar güzel söylemiş; 
"İnsan, bazen bir tesadüfle güzel işler yapar. Bazen de bu güzel işleri isteyerek değil, herhangi bir baskı altında yapmış olur. Böyle yapılan işler, mutluluk getirmez."

 Zaten vicdanı, şerefi, haysiyeti olmayan, paraya tapan, insanı, hayvanı sevemeyen çevresine ve insanlığa faydası olmayan kişilerden hayırlı bir iş, mutluluk verecek bir davranış beklenemez, bu güzel işi tesadüfen yada zorla yapacak olursa da bu iyiliğin hayrı olmaz, kimseyi de mutlu etmez.

Bir tesadüf eseri rahmetli Sakıp Sabancı ile 1976 yılında bir uçak seyahatinde yol arkadaşlığımız esnasında bana söylediği bir cümleyi hiç unutmadım sizlerle de paylaşmak istiyorum; "Sakın gururlu olma gurur eşeklik tir" dedi.

İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için, sevmekten korkuyor.
Sevilmekten korkuyor, kendisini sevilmeye layık görmediği için.
Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.
Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.
Duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu için.
Yaslanmaktan korkuyor, gençliğinin kıymetini bilmediği için.
Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir şey vermediği için.
Ve yaşamaktan korkuyor, kendisi için değil, başkalarına göre yaşadığı için.
(W.Shakespeare)

[ Yayınlama Tarihi : 16.9.2006 19:28:09 ]     [ Yazan: Vedat GECECİ ]     [  ]

MAKRO VE MİKRO

             

.... MAKRO ALEMİN MİKRO YAŞANTISINI RESİMLERDE GÖRÜYORSUN.
.... ACABA TEKNİĞİNİ KAVRAMAN VE BİR TIRTILIN AYAĞINI YARATMAN MÜMKÜN MÜ.
.... EN MİKRO ALEMDE BİLE EN İNCE AYRINTILAR DÜŞÜNÜLMÜŞ EN MÜKEMMEL ŞEKİLDE YARATILMIŞ.
.... EY İNSAN EVREN DEDİĞİN BİR HÜCREDİR.
.... OTUR DÜŞÜN BAKALIM İÇİNDEN ÇIKABİLECEK MİSİN.
.... MAKRO ALEMİ DE "O" YARATTI MİKRO ALEMİ DE,
MAKRO NUN İÇİNDE Kİ MİKROYU DA "O" YARATTI.
.... OTUR DÜŞÜN, OTUR OKU BİLİM VE İLİM OKU.
.... ORADA YAŞAMIN GERÇEĞİNİ BULACAKSIN KENDİNİ BULACAKSIN.

           

[ Yayınlama Tarihi : 9.9.2006 19:12:00 ]     [ Yazan: Vedat GECECİ ]     [  ]

INSAN
Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz.

" EY KENDİNİ İNSAN BİLEN İNSAN!

KENDİNİ OKU!

YOKSA HAYVAN VE CAMİD HÜKMÜNDE İNSAN OLMAK İHTİMALİ VAR!"

 

İKİ YÜZLÜ KONUŞAN İNSAN, İNSAN OLAMAZ……………………..!!!!!!! İKİ YÜZLÜ KÖPEK BULAMAZSIN  ÇÜNKÜ KÖPEK DÜRÜSTTÜR, PUTLARI OLAN İNSANLAR YANİ YAŞAMIN KAYNAĞINI MADDİYATA BAĞLAYANLAR PARA, PARA, VAY DERLER….. SADECE PARAYI ARZU EDERLER AMA İLİM OKUMAZLAR…

 

BOŞ İNSANLAR ONLAR SADECE EĞLENCE HAYATI YAŞIYORLAR BİR ÖMRÜ BOŞA HARCIYORLAR. AMA SORSAN İŞİNE GELMEZ SORDUĞUNA SORMAZ . BOK ADAM DERLER İNSANA. ONLARA CEVABI ŞAİR EŞREF VERSİN;

 

BU BOKA BOK DEME,

BOKLAR AR EYLER

BİR KATRESİ ÜSTÜNE DÜŞSE

O, BOKU BERBAT EYLER.

 

EVET ZAMANINDA ŞAİR EŞREF ÇOK GÜZEL SÖYLEMİŞ VE PASTÖR DE BİR BAŞKA BAKMIŞ KONUYA;

“İNSANLARI TANIDIKÇA KÖPEKLERİ DAHA ÇOK SEVER OLDUM”

 BUGÜNE KADAR GELMİŞ BU SÖZLER.  DOĞRUDUR.

[ Yayınlama Tarihi : 29.8.2006 23:18:47 ]     [ Yazan: Vedat GECECI ]     [  ]

DÜNYA ve AHİRET
Resmin üzerinde bekleyiniz.

DÜNYA ve AHİRET


    Kuran-ı Kerim'de:
"Bilin ki dünyâ hayatı ancak bir oyun, eğlence, bir süs; aranızda bir övünme ve daha çok mal ve evlat sahibi olma isteğinden ibarettir. Tıpkı bir yağmur gibidir ki bitirdiği, ziraatçilerin hoşuna gider. Sonra kurur da, sen onun sapsarı olduğunu görürsün; sonra da çer çöp olur. Dünya hayatı aldatıcı bir geçimlikten başka bir şey değildir." (Hadîd, 57/20) âyetiyle dünya hayatı oyuna benzetilir. Dünya; gerçek değil, aldatıcıdır. Ebedî değil, geçicidir. Elbette ki kötü olan dünya ve insanın faydasına sunulan dünya nimetleri değildir. Kötü olan; insanın dünyada iken yaratıcısına itaati ve âhireti unutması, hırsa kapılması, maddiyâta olan aşın düşkünlüğüdür.
    Bu sebeple Mevlânâ'nın eserlerinde dünya; insanı maddî bağlarla sımsıkı bağlayan, yaratılışındaki gerçek sebebi idrak etmesini engelleyen bir kavram-dır. Hem dünya, hem de dünyada bulunan her şey fânîdir. Yalnızca birer surettir, insanı maddî hayata esir eden unsurlardır. Bu değersiz, sahte, geçici un-surlara bağlanmak hatadır. Zira insanın maddiyâta düşkünlüğü, ruhunu aşk ile yükseltmesini engeller. İnsan, Cenab-ı Hakk'ın sevgisi ile ebedî hayatı keşfetmek için ruhu aşağıya çeken bütün maddî kayıtlardan kurtulmalıdır. Ancak dünya bağlarından kurtulmak, çalışmak ve dinamizmden vazgeçmek değil; yalnızca hırstan ve nefsin İsteklerinden kurtulmak, dünya dolusu malı olsa bile malı mülkü kendisine kul etmek, onların kulu olmamak, dünyaya sultan olsa bile Hakk'ın kulu olduğunun bilincini taşımaktır.
Mevlanâ, din ve tasavvufun bu ortak görüşlerini eserlerinde çarpıcı örneklerle dile getirirken dünyânın değersizliğini, dünyaya bağlanmanın hata olduğunu vurgular:
 
   Dünya, insanın can düşmanıdır (Rubailer, 71).
   
Dünya kendisini yeni gelin gibi göstererek insanı aldatan, ama gerçekte büyücü bir kocakarıdır. Ona aşık olan zehirden şerbet İçer (Mesnevi, VI/320-21).
   
Dünyaya sımsıkı sarılmak, ham meyvenin dalına sıkıca tutunması gibi hamlıktır (Mesnevi, IH/1299-1302).
   
Dünyaya tapan insan, âleme sultan olsa da ölüdür (Rubâîler, 196}.
   
Gönlünü dünyâya veren, bir parça ekmeğe îmânını satan gibidir (Rubâîler, 16).
   
Mevki hırsı ve dünyevî mutluluk peşinde olanlar, nefsine mağlup olmuştur (Mesnevi, 11/3091).
   
Dünyaya böylesine aşık olanlar; duvara aks eden ışığın güneşten geldiğini görmeyip, duvara aşık olanlar gibidir. Işığın kaynağı güneşi inkâr edip, duvara gönül verenler; ışık güneşe kavuşunca ebediyen hüsranda kalır (Mesnevi, I/IH).
   
Veya dünyaya sarılan kişi, kuşu bırakıp gölgesini avlayan avcı gibidir.     Sermayesi yoktur. Müflistir (Mesnevî, I/s. 111, başlık).
    İnsanın kısa bir süre için misafiri olduğu dünya, ruhunu bağlayan altın bîr zincir, cennet görünüşünde cehennemdir:
   
"Bu konağın malı mülkü, atlası tez yürüyen cana bir zincirdir. O, altın zinciri gördü de aldandı; can o çölü aşamadı, bir kuyu deliğinde kaldı gitti.
    O delik görünüşte cennettir, gerçekteyse bir cehennem. O görünüşte gül yüzlüdür ama, zehirle dolu bir yılandır. Ey olgun olmayanlar, sakının o gül yüzlüden; çünkü o gül yüzlü sohbet çağında cehennemliktir, cehennemdir." (Mecâlis-i Seb'a, 16)

    İnsan, Allah sevgisi ile bu altın zincirden, hırsının esiri olmaktan kurtulmalıdır;
  
  "
Ey oğul bağı çöz, âzâd ol. Ne zamana kadar gümüş, altın esiri olacaksın?
    Denizi bir testiye dökersen, ne alır? Bir günün kısmetini…

    Harislerin göz testisi dolmadı. Sedef, kanaatkar olduğundan inci ile doldu.
Bu aşk yüzünden elbisesi yırtılan; hırstan, ayıp-tan adamakıllı temizlendi." (Mesnevî, 1/19-22)

   
"Bu cihan fâni oldu, sabit âlemi ara. Suretin sıfır oldu, mânâya sığın." (Mesnevî, 1/2337) sözleriyle Mevlanâ; bu âlemin geçici, âhiretin kalıcı olduğunu belirtir. Ancak dünyadaki hayat anlamsız bir var oluş değildir. "İlk âlem, imtihan âlemi; İkinci âlem de insanların yaptıklarının karşılığını görme âlemidir." (Mesnevî, 11/988) ifadesiyle dünya imtihan yerine, âhiret de bu İmtihanın mükâfat veya ceza olarak sonucunu alacağımız yere benzetilir. Dünyanın geçiciliğine rağmen, dünyada yapılan her işin karşılığı kalıcıdır. Bu yüzden insan imtihan süre-sini İyi değerlendirmeli, ömrünü hayırlı ve güzel işler yolunda sarf etmelidir.
   
"Sizin en hayırlınız; dünyası için âhiretini, âhireti için de dünyasını terk etmeyendir." hadisi gereğince, insan, hayatını bu ölçüye bağlı kalarak programlamalıdır. Elbetteki denge unsuru geçici olan dünyaya değil, kalıcı olan âhiret hayatına yöneliktir:
   
"Nebiler âhiretî, câhiller de dünyayı tercih ettiler." (Mesnevî, 1/664}
   
"Âhiret deve katan gibidir, bu cihan da devenin yünü. Yünü tercih edersen, deven olmaz; deveye sahîpsen çok yünün olur." (Mesnevî, IV/3165-66) sözleriyle Mevlânâ, bize doğru tercih yapmayı öğütler. Önemli olan dünyada iken âhireti kazanmaktır:
   
"Ten kazancı için bir sanat öğrendin. Din sanatı için de gayret gerek.
Dünyada servet kazandın. Ya bu fânî âlemi terk edince ne yapacaksın?

Âhireti kazanmak için de bir sanat Öğren ki, ihsan ve mağfiret elde edesin.
O cihan için de kazanç ister. Sanma ki ticaret yalnız bu âlemdedir. Cenâb-ı Hak: 'Bu dünyânın kazancı, ona nisbetle çocuk oyuncağıdır!' dedi. Bu, bir çocukla arkadaş olup, oyun oynayan çocuğa benzer. Çocuklar, dükkâncılık oynarlar; gerçi kâr ve zarar gibi bir endişeleri yoktur. Gece vakti çocuk, evine aç olarak gelir. Oyun, onun açlığını artırmıştır. Bu dünya bir oyun yeri, ölümse gece. İşte gidiyorsun, kesen bomboş ve pek yorgun olarak. Din kazancı; aşktır, gönül cezbesidîr, Hak nuruna rehber kabiliyettir. Bu aşağılık nefis, fânî kazançları istemede. Aşağılık şeyleri kazandığın yetişir artık, insaf, yetişir." (Mesnevî, 11/2618-28)


    Doğru tercihi yapanlar, işin sonunu gören akıllı insanlardır. Zira insanın bir gün bu dünyadan ayrılması kaçınılmazdır:
   
"Dünya mülkü baştan başa, insanın başına baş ağrısından başka bir şey getirmez. Aklı kıt, başında bu kadar baş ağrısı çekme. Güneşle ayı taç edinip, başına vurunsan bile Ömür sona erince bir kerpice baş koyacaksın." (Mektuplar, 36)

[ Yayınlama Tarihi : 15.7.2006 19:54:20 ]     [ Yazan: Vedat GECECI ]     [  ]

ALLAH' ım
Resmin üzerinde bekleyiniz.

"Yâ Rabbî, eğer sana ibâdet etmem Cehennem korkusu ile ise beni Cehennem'e at. Eğer Cennet'e girmek ümidi ile ibâdet ediyor isem, Cennet'ini yasak eyle. Eğer sırf, senin rızân için ibâdet ediyor isem, bâkî olan Cemâlin ile müşerref eyle."
Rabia-i Adviyye

[ Yayınlama Tarihi : 15.6.2006 14:51:31 ]     [ Yazan: Vedat GECECİ ]     [  ]

Kardeş Bile Olsan Dikkat Et....!
Resmin üzerinde bekleyiniz.

BİR KÖTÜLÜK EDİNCE KORK, KENDİNİ EMİN HİSSETME, ZİRA YAPTIĞIN KÖTÜLÜK BİR TOHUMDUR, ALLAH ONU YETİŞTİRİP MEYDANA ÇIKARIR.
(Şerh-i Mesnevi c.12,s.44)

[ Yayınlama Tarihi : 26.5.2006 20:21:47 ]     [ Yazan: Vedat GECECİ ]     [  ]

VARLIK BIRDIR
Resmin üzerinde bekleyiniz.

Her saniye dünya üzerinde ortalama 100 şimşek oluşur. Son bir saatte dünyanın çeşitli köşelerinde 36.000 tane şimşek Allah'ın kontrolünde oluştu. Her şimşek çakışında da trilyonlarca ton azot dioksit molekülü açığa çıkarak atmosferde var olan %78 azot oranını korudu.

Toprak, ucu bucağı olmayan bir fabrika gibi bünyesinde barınan trilyonlarca bakteriyle durmaksızın yaptığı azot çevirimine su anda da devam ediyor.

Bütün bu işlemler, mükemmel bir harmoniyle tek bir hücreden canlı bir bebeğe; daha sonra küçük bir çocuğa, nihayet yetişkin bir insana kadar süregelir. Bütün bu olaylar, biyolojinin bütün safhalarında görüldüğü gibi ancak bir mucize ile açıklanabilir. Nasıl olur da böylesine mükemmel ve kompleks bir organizma, bu kadar basit ve küçük bir hücreden ortaya çıkabilir? Küçücük bir (i) harfinin üstündeki noktadan da küçük bir hücreden, muhteşem bir İNSAN yaratılır? Bu, mucizeden başka bir şey değildir.

 

Fiziksel astronominin kurucusu ve inançlı bilim adamlarının parolası olan "Allah yarattığı her şeyde kendini gösterir" fikrini ortaya atan ilk bilim adamı olan Johannes Keppler, kitaplarından birinde      Allah'a olan samimi inancını söyle dile getirmiştir:

Bizler Allah'a muhtaç, aciz kullar olarak, kendi aklımıza göre Allah'ın aklinin büyüklüğünü ve yüceliğini görmeli ve O'na teslim olmalıyız.

 

Yüzyılımızın en büyük dehası sayılan ve Allah'a inanan Albert Einstein "Derin bir imana sahip olmayan gerçek bir bilim adamı düşünemiyorum. Bu durum söyle ifade edilebilir: Dinsiz bir bilime inanmak imkansızdır" diyerek bilimin dine olan desteğini dile getirmiştir.

 

Termodinamiği kuran büyük fizikçi William Thompson (Lord Kelvin) ise, Allah'a inanan bir Hıristiyan'dı. Darvin'in evrim teorisine şiddetle karsı çıkmış ve bu teoriyi tamamen reddetmisti. Ölümünden kisa bir süre önce de, söyle bir açıklama yapmıştı:

Hayatin kökenine baktığımızda, bilim, kesin bir şekilde o Büyük Kudret'in varlığını onaylar.

 

Isı akışı üzerine sayısız çalışmalar yaparak ödüller alan ve "mekanik isi denklemi"ni ve termodinamiğin birinci kanununu bulan James Joule bilim hakkındaki inancını söyle ifade etmiştir:

Allah'ın isteklerini öğrendikten ve itaat ettikten sonra yapacağımız diğer şey O'nun aklini, gücünü ve iyiliğini yaptığı islerden anlamaktır. Tabiat kanunlarını bilmek Allah'ı bilmektir.

 

Hiç kimse, yarin ne kazanacağını bilmez. Hiç kimse de, hangi yerde öleceğini bilmez. Hiç şüphesiz Allah bilendir, haberdardır. (Lokman Suresi, 34)

Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah'a ait olmasın. Onun karar (yerleşik) yerini de ve geçici bulunduğu yeri de bilir. (Bunların) Tümü apaçık bir kitapta (yazılı)dir. (Hud Suresi, 6)

Dünyada Allah'ın ayetlerinden yüz çeviren ve şuursuzca kendisini Yaratan'ı inkar eden insanların ahirette hiçbir kurtuluşları olmayacaktır. Eğer tövbe edip kendilerini yaratan Allah'a yönelmezlerse, olabilecek en büyük ceza ile karşılaşacaklardır. Onları bekleyen sonsuz azap, Kuran'da söyle haber verilir:

 

Ayetlerimizi inkar edenler ise, sol yanın adamlarıdır. Kapıları kilitlenmiş bir ateş onların üzerinedir. (Beled Suresi, 19-20)

 

Sonsuz azaptan kurtulmanın ve ebedi cenneti hak etmenin ise yolu bellidir:

Geç olmadan, Allah'a gönülden iman etmek,

Tüm yaşamını O'nu razı edecek davranışlarla geçirmek....

 

İLİM VE BİLİM KONUSUNDA ÇALIŞAN, HER İNSANA, DİNİ, DİLİ, RENGİ NE OLURSA OLSUN; MİNNETTARIM.

[ Yayınlama Tarihi : 13.5.2006 15:16:04 ]     [ Yazan: Vedat GECECI ]     [  ]

Ey Insan...! Ey Insan...! Ey Insan...!
Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz.

 

 

 

 

Arkadaş, dost, yoldaş,

Hepsi O,

Dilencinin yırtık - sökük elbisesindeki de,

Kırallara layık sırmalı kaftanlardaki de,

Hep O;

Çeşitliliğin sergilenişin de veya birliğin gizliliğinde Vallahi hep O !

Tallahi hep O!

 

 

 


YOKTAN VAR EDEN VE EBEDİ OLAN ALLAH ONA BU CEVABI VERDİ

 

 

"Musa yolda yürürken bir çobanı, şu sözleri haykı­rırken görür:

 

'Ey istediğini seçen Rabbim! Neredesin, Sana hizmet edeyim, ayakkabılarının söküğünü dikeyim ve saçını tara­yayım? Elbiseni dikip, bitlerini öldürerek sana süt geti­reyim, ey mabudum... Küçücük elini öpüp, ayaklarını yı­kayıp, uyku vakti gelince küçük odanı süpüreyim.'

 

    Bu aptalca söylenen sözleri duyunca, Musa şöyle de­di : 'Ey adam, konuştuğun kimdir?

 

    Bu ne gevezelik! Bu ne küfür; Bu ne deli saçması; Ağzına bir miktar pamuk tıkasana! Doğrusu, bir aptalın dostluğu, düşmanlıktır; Yüce Allah'ın o çeşit hizmetlere ihtiyacı yoktur. Çoban hırkasını yırttı ah çekti ve başını alarak uzak­lara gitti. Tam o sırada Musa' ya vahiy geldi: 'Kulumu Ben'den ayırdın; sen birleştiren bir peygamber olarak mı gönderildin, yoksa ayıran olarak mı? Ben, herkese bir ibadet etme şekli nasib ettim; herkese bir başka ifade etme tarzı verdim.

 

    İster Hindu olsun ister Yahudi İster Hıristiyan olsun En önemlisi olan Müslüman olsun. Asıl olan cahil olanlara doruyu göstermektir. Bir ömür geldi gidiyor ne için geldin nereye gidiyorsun düşündün mü hiç, o halde OKU OKU OKU----------------

 

[ Yayınlama Tarihi : 26.4.2006 01:25:20 ]     [ Yazan: Vedat GECECI ]     [  ]

Allah birdir ve yoktan var edendir.
Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz.

Ey insanlar....!
Müslümanlık konusunda ne yaptınız,
nereden başlamıştık, nereden geldik,
nereye gidiyoruz. Dinimizin gereğini
yapıyor muyuz? Dinim, inancım baba
mirası değil, kendi çabalarım kendi,
duygularımıdır. Bakın MEHMET
AKİF ERSOY bu konuda ne bizlere
neler diyor;

O kadar ki:

Müslümanlık nerede! Bizden geçmiş
insanlık bile
(...)
Kaç hakiki Müslüman gördümse, hep
makberdedir;
Müslümanlık bilmem amma, galiba
göklerdedir.


Müslümanlar, Kuran'ı anlamaktan
uzak, ezberci geçmişi körü körüne tak-
lit eden yanlış bir yoldadır.

'Böyle gördük dedemizden!' Sözü di-
    nen merdut;
Acaba saha-i tatbiki; neden na-mah-
    dut?
Çünkü biz bilmiyoruz dini. Evet, bil-
    seydik,
Çare yok, göstermezdik bu kadar ser-
    semlik
(...)
İbret olmaz bize, her gün okuruz ez-
    ber de!
(...)
Ya açar Nazım-ı Celil' in, bakarız yap-
    rağına;
Yahut üfler geçeriz bir ölünün toprağına
inmemiştir hele Kuran, bunu hakkıyla
    bilin
Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal
    bakmak için!

Müslümanlar çalışma azmi göstermek,
yerine, tembelliği, tevekkül adı altında
dini bir kisveye büründürmekte ve di-
nin esasında olmayan hurafelerle ken-
dini kandırmaktadır.

Çalış dedikçe şeriat, çalışmadan dur-
    dun,
Onun hesabına birçok hurafe uydur-
    dun
Sonunda bir tevekkül sokuşturup
    araya,
Zavallı dini çevirdin onunla maskaraya.

    Artık medreseler gibi dini müesse-
ler, üzerine düşeni yapamamakta ve
büyük İslam alimleri yetişmemektedir:

Medresen varmı senin? Bence o çok-
    tan yürüdü.
Hadi göster bakayım şimdi de ibn_ür
    Rüşd'ü?
İbn-i Sina neye yok? Nerde Gazali gö-
    relim?
Hani Seyyid gibi? Razi gibi üç beş
    alim


Bu büyük İslam alimlerinin yazdıkları-
na bakıp, yorumlar çıkarmaya çalış-
mak İslam dinin ihtiyacına cevap ve-
rememektedir. O yüzden:

Doğrudan doğruya Kur'andan alıp il-
    hamı,
Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam'ı.
Kuru dava ile olmaz bu, fakat ilim is-
ter....

[ Yayınlama Tarihi : 15.4.2006 01:01:29 ]     [ Yazan: Vedat GECECİ ]     [  ]

...........................................VİCDAN?
Resmin üzerinde bekleyiniz.

Kime sordumsa seni ,doğru cevap vermediler
Kimi alçak ,kimi deyyus,kimi hırsız dediler

Künyeni almak için şirkete ettim telefon
Bizdeki kayda göre o şimdi KRAL dediler...!

                                               Neyzen TEYFİK

 

Öyle
        anlar vardır ki anında unutulur,
Öyle
        işler vardır ki ruhlarda yankı bulur,
Öyle
        insanlar vardır ki değeri anlıktır;
Öyle
        olaylar vardır ki tarihlere anlatılır.
 

                Öyle
                        konuşan vardır ki yığınla söz cümbüşüdür,
                Öyle
                        susanlar vardır ki yıldızın göz kırpışıdır,
                Öyle
                        yalanlar vardır ki fırtınalar koparır,
                Öyle
                        yürekler vardır ki karanlığı parlatır.
 

Öyle
        kalpler  vardır ki ruhlara ışık saçar,
Öyle
        bilekler vardır ki erkekçe haykırır,
Öyle
        duygular vardır ki yüce rabbe yakarır,
Öyle
        yalanlar  vardır ki hesabı mahşerde sorulur.

VEDAT GECECİ     04 /03/2006

 

 

[ Yayınlama Tarihi : 6.3.2006 01:04:35 ]     [ Yazan: Vedat GECECİ ]     [  ]

MEHMET AKIF ERSOY
Resmin üzerinde bekleyiniz.

Eyvah! Sevgilinin yurdu ıssız kalmış
Ayak bastığı her yer kırgın bir mezar olmuş
İçindeki ahenk uçmuş da
Ses seda kalmamış yuvada
Yer yer gömülü durur emeller
Sanki kıyamet gününü beklerler…
Ya rab! Niye böyle bir yığın toprak
Olmuş yatıyor o temiz saha?
Ya rab! Niçin o parıltı ortada yok?
Ya rab! Niçin uzayıp gitmekte bu gölge?
Ya rab! Sevgilinin yuvası üzerine
Gerilmiş bu kat kat aydınlık perdesinin anlamı ne?

 

Mehmet Akif ERSOY

 

 

Vehbi amca vatanım ıssız kalmış sende gittin, Mehmet Akif' de gitti. Bende istedim gelmek peşinizden, iki yıl önce 4 MART 2004'de çaldım kapınızı beni bir melek geri çevirdi kapısından baki dünyanızın. Yapmam gereken görevlerim varmış meğer bunlar üç çocuğummuş.

Biliyorum ki; "Ölüm günüm doğum günüm olacak" orada görüşmek ümidiyle Nur içinde yatın dostlarım.

[ Yayınlama Tarihi : 1.3.2006 22:00:22 ]     [ Yazan: Vedat GECECİ ]     [  ]

VEHBİ KOÇ ANISINA

                                                

                                                         "NUR İÇİNDE YAT VEHBİ KOÇ"

Ali İmran suresinin yüz seksen beşinci ayet-i kerimesi :

{ Her canlı ölümü tadacaktır. Kıyamet günü ecirleriniz size eksiksiz olarak verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete konursa o, gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı zevkten başka birşey değildir.}

Kaf Suresinin kırk üçüncü ayet-i kerimesi :

{ Gerçekten biz hem yaşatırız, hem öldürürüz. Sonunda dönüş yalnız bizedir. }

 

                    Ölümünün onuncu yılında saygıyla ve özlemle anıyoruz seni, bize bıraktığın mirası  senin  kadar  olmasa da yaşatmaya çalışıyoruz. Biliyoruz ki her canlı ölümü tadacaktır ama yeri   doldurulamayanlar için bu  dünyada kalanlara gerçekten çok büyük zorluklar var. Şuna inanıyorum  ki   vatanına, milletine, atasına ve de  ailesine sahip çıkan insanlar Allah katında ölmezler sizde onlardan   birisiniz. Tekrar saygı ve özlemle anıyor  NUR içinde yatmanızı Cenab-ı Haktan diliyorum.

                     Mimar Vedat GECECİ

 

Bir Vehbi Koçzadeydin,
Bizimle yaşadın Koç oldun,
Çok üzgünüm şimdi bir melek oldun,
Nur içinde yaşıyorsun şimdi mübarek oldun.

[ Yayınlama Tarihi : 24.2.2006 22:39:47 ]     [ Yazan: Vedat GECECİ ]     [  ]

İNSAN, İNSAN, İNSAN....
Resmin üzerinde bekleyiniz.

Bir söz diyeyim sana, dinle canın var ise

Tamahkâr olma sakin, aklın sana yar ise

 

Gördün yârin eğridir, neyin varsa ver kurtul

Büyüklerden öğüttür, işittiğin var ise.

 

Baktın yârin sadiktir, köle ol kapısında

Çıkar ciğerin yedir, eğer çaren var ise.

 

Ekmek yiyip tuz basmak, namertlerin işidir

Ekmek onu komaya, tuzun hakkı var ise

 

Kötülük etme asla, herkes sana ilenir

Senden sonra söylenir, ne dirliğin var ise

 

Sözünden de bellidir, miskin Yunus delidir,

Ayıplaman yârenler eksikliği var ise.

 

 

YUNUS EMRE

Canım var ki insanım

Minnet etmedim Allah’tan baskasına

 

Yalan dünya her şeyim senindir,

Mülk dediğin zaten yalan değilmi?

 

Sadıktır ruhumun ebediliği,

Şuurumu düşündüm nedir servetim

 

Namert olup yasamaktansa dünyada

Toprak olup ezileyim ayak altında

 

Garibana kalkmadı yumruğum

Zalimden esirgemedim imanlı gücümü

 

Beyin hücrelerime hava değdi

Bütün dünyam gecesiyle günüyle değişti.

 

 

                       VEDAT GECECİ

                                                                       

Yalnız maddiyata inanan kimselerin çok defa dertlerine çare bulamadıklarını, intihara kadar gittiklerini görüyor ve okuyoruz. Yalnız maddeye inanan kimseler, çok kereler dertlerine çare bulamayıp, ümitsizliğe kapılmaktadır. Bu, onların ruhlarının bos kalmasından ileri gelmektedir. Evet, insanin ruhu da, bedeni gibi gıdaya muhtaçtır. Bu da, ancak iman etmekle kabildir ve Allahü teâlânin yolunu ancak din gösterir. Allahü teâlâyi inkâr edenler bile, muhakkak bir gün bu ihtiyacı duyarlar.

 

Ünlü Rus yazarı Solzhenitsyn, Amerika’ya yerleştiği zaman, kendisinin büyük sıkıntılardan, ruhi bunalımlardan, makine olmaktan kurtulacağını zannetmişti. Bir gün bir üniversitede Amerika gençlerini başına toplayarak onlara söyle hitap etmişti:

 

( Ben buraya gelince, çok bahtiyar olacağımı sanmıştım. Ne yazık ki, burada da büyük bir boşluk hissediyorum. Çünkü siz, artik maddenin esiri olmuşsunuz. Evet, burada hürriyet var, herkes istediğini yapıyor. Fakat ancak maddeye önem veriyor. Ruhları bomboş. Hâlbuki insani hakiki insan yapan, onun tekâmül etmiş [gelişmiş], temizlenmiş ruhudur. Size tavsiyem sudur: Ruhunuzu geliştirmeye, güzelleştirmeye bakin! Ancak o zaman, ülkenizde bulunan ve sizi de üzen çirkinlikler yok olmaya baslar. Dine önem verin! Din, insan ruhunun gıdasıdır. Dinine bağlı insanlar, her iste sizin en büyük yardımcınız olacaktır. Çünkü onları Allah korkusu doğru yoldan ayırmaz. Sizin en büyük güvenlik teşkilatınız bile, herkesi gece gündüz kontrol edemez. İnsanları kötülükten alıkoyan polis gibi, onların duyduğu Allah korkusudur )

 

Hem Allah aşkıdır hem Allah korkusudur insani doğruya yönelten kötülükten ve çirkinlikten uzaklaştıran. Bedeniniz gibi ruhunuzu da dengeli beslerseniz hem dünyada hem de ahir hayatta sağlıkla yasayacaktır ruhunuz.  Oysa ebedi olan ruhtur ruh dediğimiz detayına girmeden enerji gördüğümüz yoktan var eden Allah’ tir ve gene diyorum “EN BÜYÜK İDRAK SENİ İDRAK EDEMEMEKTİR ALLAH’IM” bu sözü hiç unutamadım.

[ Yayınlama Tarihi : 24.2.2006 12:33:57 ]     [ Yazan: Vedat GECECI ]     [  ]

BİLİM OKUDUN AMA İLİM DE SINIFTA KALDIN AVRUPA

                  İfade özgürlüğü adına başkalarının inançlarına saygısızlık göstermek, farklılıklara tahammül etmeyerek demokrasinin en temel ölçütünü göz ardı etmek, her fırsatta demokrasi ahkamı kesen Danimarka başbakanına ve Avrupa ülkelerine yakışmadı......? Yüzyıllar boyunca dünyayı ayak sesleriyle çınlatan ve bu gücü damarlarında akan iman gücünden alan atalarımızdan örnek almalılar. Dini, dili, ırkı yada mezhebinin farkını ayırt etmeden esir aldığı ve vergiye bağladığı ülkeleri bile bu tür ithamlarla hiç bir zaman zor durumda bırakmadık. Belki de o zamanlardan bugünün tedbirini almalıydık. Bu konuda Türk insanı biraz daha sağ duyulu ama sanırım tepkiler haklı olarak önü alınamayarak çok büyük izdihamlara ve yıkımlara neden olacak ama çok üzülerek belirtiyorum ki haklı olduğumuz bir davayı haksız olarak kaybedeceğiz. Önemli olan nedir biliyor musunuz dostlarım İSLAMİYET, HZ MUHAMMED, KURAN-I KERİM sahipsiz değildir, bu gerçeği de göstermek insanın iman duygularını tetikliyor vücudunu titretiyor, yoktan var eden ALLAH' a olan inancımızı bir kat daha artırıyor.  Aslında bunların asıl sahibi ALLAH'I TEALA dır ve yine inanıyorum bunların üstesinden gene iman gücümüzü kullanarak geleceğiz.   Buradaki tepkimiz insanlara değildir Avrupalı, Amerikalı, Asyalı yada Afrikalı olması Hıristiyan, Ateşperet, Budist, Yahudi yada dini, dili, ırkı yada renginden ötürü herkesin düşüncesine ve inancına saygımız vardır. Fakat her kesimden olabileceği gibi bazı insan bile diye hitap edemediğimiz zatlar ki bunlar kardeşi kardeşe vurdurabilecek kadar kördürler. İşte bu noktada insanların uyanması için diyorum ki gel Kuran-ı oku fiziği, matematiği, biyoloji, kimyayı oku ve gör yapamıyorsan gel sor, bilmeden görmeden sadece kulaktan dolma sözlerle önyargılı olma benim Dinimde Kitabım da Peygarimde senin bu yaptıklarını hak edecek hiçbir kötü mesaj vermez insanları insanlara kırdırmaz tersine insanları kardeşliğe ve sağ duyuya çağırır.

[ Yayınlama Tarihi : 19.2.2006 20:58:53 ]     [ Yazan: Vedat GECECİ ]     [  ]

Hz EBUBEKIR'DEN
Resmin üzerinde bekleyiniz.

Ey Müslümanlar,
sizin en hayırlınız olmadığım halde, sizi idare etmek üzere seçildim.
İyilik yaparsam bana yardım ediniz;
kötülük yaparsam, beni doğrultunuz.
Doğruluk, emanet;
yalancılık da hıyanettir.
Sizin yanınızda zayıf olanlar, haklarını alıncaya kadar benim yanımda güçlüdürler,
Yanınızdaki güçlüler de, onlar üzerindeki hakları alıncaya kadar yanımda güçsüzdürler.
Hangi İslam toplumu Allah yolunda cihadı terkederse, Allah ona zillet ve aşağılık verir.
Hangi müslüman toplum arasında fuhuş yayılırsa, Allah onlara vereceği bela ve cezayı umumileştirir.
Allah'a ve Resulü'ne itaat ettiğim müddetçe, bana itaat edin!
Şayet ben, Allah'a ve Resulü'ne isyan edersem, artık bana itaat yoktur.

 
                                                                                                        Hz. Ebubekir (r.a)

          Krallar, başbakanlar, bakanlar, müdürler,hakimler, savcılar, avukatlar, mimarlar, mühendisler hekimler, şefler, bir vatanın sahibi olanlar, aileler,...vs. gerçek insan olanlar Hz Ebubekir' in bu sözleriyle "En büyük idrak seni idrak edememektir Ahllah' ım"  sözüyle ve anlayışıyla adaleti ve hukuku en iyi şekilde kurmuştur.  Şimdi bizlere ne oldu ki 1500 yıl önceki adaleti hukuku vatan ve insan sevgisini içimizden çıkartıp atabildik. Oysaki şimdi daha zengin daha çağdaş daha teknolojik bilgilere sahibiz, uzaya bile çıkabiliyoruz ama hala içimizde aç çocuklar ve insanlar var özümüze dönmenin zamanı gelmedi mi insan olmanın vakti gelmedi mi. En azından çocuklarımız, çıraklarımızı, kalfalarımızı bu yolda eğitelim. Yalan dolanla kurulu ailelerin, işletmelerin çocukları da, çırakları da zamanla bu günlerimizi de aratacak bizlere UYANALIM ARTIK ÖZÜMÜZE DÖNELİM.

[ Yayınlama Tarihi : 19.2.2006 20:48:16 ]     [ Yazan: Vedat GECECİ ]     [  ]

ÇOBAN DEDE
Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz.

Çoban baba

Erzurum'dan çıkıp on, on iki kilometre kuzeybatıya dogru ilerlediniz mi Köse Mehmet geçidiyle karşılaşırsınız.
Çok keskin, çok sert iki yamacın meydana getirdiği bu geçid yaz bahar aylarında burcu burcu kekik kokar, kişin ak kürklere bürünür, sırlı, düşünceli, kendini ele vermeyen bir alemdir.
Köse Mehmet geçidinin tatli rüyalari da vardir, karanlik kabuslari da…
Sevdalilar bu geçidi çokluk geçmişler, kervanlar bu geçidte ateş yakip mola vermişler, sila türküleri, sevda türküleri dagdan daga ulaşmiştir.
Erzurum'un Ruslar tarafindan kuşatildigi ve aslanlar gibi dayandigi yillarda, gönlü kara biri Rus ordularina Köse Mehmet geçidini haber vermiş, geçid oraya açik verdigi için düşman oradan bir yilanin akişi gibi , Erzurum'a akmişti.
Kara günlerdi o günler, bereket çok uzaklarda kaldi. Köse Mehmet geçidinin bir yüzü çoban dede dagidir. Çobandede daginda da çigdemler çabuk açar, kekikler burcu burcu kokar, rüzgârlar ilgit ilgit eser.
Bu dagda küçük bir mezar vardir. Başucunda birkaç çam agacinin nöbet tuttugu bu mezar, koca daga adini vermiş olan Çoban dede'nindir.
Her akşam , gün kararmadan, Köse Mehmet geçidindeki köyden, Çoban dede'ye gidiyorlar,mezarinin topragini kabartip mumlarini uyariyorlar, Allah'a niyazlar, dualar, edip Fatiha'lar okuyup köye öyle dönüyorlar.
Ve her gün mezara karşi geçid başinda nöbet tutan yigit Türk erleri onun mumlarinin işigini seyrede seyrede nöbetini tamamliyor
Kimdi bu çoban Baba?
Sürüsünü almiş, otlata otlata daga dogru çikiyordu. Bazen bir çam altinda mekan tutup yanik yanik kaval çaldigi olurdu. Derin adamdi,aşik adamdi.Yildizlarin uzakligina tasalari, düşünceleri vardi. Insanoglunun nereden gelip nereye gittigini pek merak ederdi. O böyle düşüne düşüne, kendi kendisiyle söyleşe halleşe hayli yol almiş, hayli de yorulmuştu.
Bakti ki susuzdur, gözünün önüne kara topraktan fişkirmiş kol kol billur sular geldi. Fakat o yana bakti, bu yana bakti su bulamadi. Etrafta ne bir pinar, ne bir patlak vardi.
Yürümeye, koyunlari da kendisiyle birlikte gelmeye devam ediyor, fakat Çoban aradigi suyu bulamiyordu.
Sanki daglar, âşik Kerem'in, susuz kalasin, kararip gidesin, diye beddua ettigi Karadag'a dönmüştü.
Çoban'in susuzlugu gittikçe artti. Dudaklari şahrem şahrem yarildi.Cigeri göz göz dağlandi.
Çoban bakti ki, susuz olan yalniz kendi degildir.
Oglaklar, kuzular dilleri dişarda meleşiyor. Koyunlarin başlari önlerine düşmüş. Koçlar huysuz ve öfkeli. Gün akşama dönünceye kadar, bütün sürü su ariyor Köpekler ayaklariyla yeri deşiyor, çoban o çalinin dibinden ötekine koşuyor, nafile!
Sonunda yorgun ve takatsiz düştü.
Mis gibi kokulu bir mersib kümesinin dibinde topraga çöktü. Başini niyaz secdesine egdi:
"Rabbim" dedi, "Güzel Rabbim!! Sürüm de ben de susuzluktan mi ölelim? Rahmet deryalarin mi tükendi? Sesim sana yabanci mi geliyor? Bu güne kadar bir dedigimi iki etmedin Allahim. Benden bir suyunu mu esirgeyeceksin? Ben susuzluktan ölsem bir şey lazim gelmez, ama bu hayvanciklarin meleşmeleri sana da aci gelmiyor mu?"
Çoban hem söylüyor, hem agliyordu. O kadar çok agliyordu ki, gözünün yaşi topragi yikiyordu. Başi hâlâ o toprakta secdedeydi. Birden dudaklarina serin ve leziz bir zevk degdi… Önce ne oldugunu anlayamadi.Serinlik bütün yüzünü kaplayinca başini kaldirdi ve hayretle gödü ki, yerden bir pinar patlamiş, gürül gürül kayniyor. Serin, tatli, işil işil.
Şimdi Çoban daha çok agliyordu. Niyazi olmuş, Rabbi onun sesini duymuştu.
Bu sevinçle, az evvelki vaadini unutacak degildi. Çoban onun için tekrar konuştu:
"Artik ölebilirim güzel Allah'im, dedi. Artik ölebilirim. Bu su beni ihya etti. Degilmi ki sürüm susuzluktan kurtulacak, degil mi ki sen beni duydun, rehmet hazneni benden esirgemedin, artik bu can bana lâzim degil!"
Çoban Dede'nin cani Hakk'a lazimdi, alişverişi oracikta tamamlayiverdiler. Sürü, gidenden, gelenden habersiz suya baş uzatmişti. Yalniz çoban köpekleri huysuz, endişeli, mahzun homurdaniyorlardi.
Çobandede daginda, bu su hâlâ akip gider. Yalniz sürülerin dagda oldugu mevsimde. Sürüler inince su da kesilir.
Düşman o yaylalarin üzerine kara bir bulut gibi indigi zaman Köse Mehmet geçidini kendilerine gösteren agzi karanin köyü de dahil her yeri yakip yikmiş Çobandede'nin manevi himayesindeki yerlere el sürülememiştir.

[ Yayınlama Tarihi : 23.1.2006 01:58:56 ]     [ Yazan: Vedat GECECİ ]     [  ]

ÖLÜM ÖLÜM OKU...
Resmin üzerinde bekleyiniz.

Çoban baba

Erzurum'dan çıkıp on, on iki kilometre kuzeybatıya dogru ilerlediniz mi Köse Mehmet geçidiyle karşılaşırsınız.
Çok keskin, çok sert iki yamacın meydana getirdiği bu geçid yaz bahar aylarında burcu burcu kekik kokar, kişin ak kürklere bürünür, sırlı, düşünceli, kendini ele vermeyen bir alemdir.
Köse Mehmet geçidinin tatli rüyalari da vardir, karanlik kabuslari da…
Sevdalilar bu geçidi çokluk geçmişler, kervanlar bu geçidte ateş yakip mola vermişler, sila türküleri, sevda türküleri dagdan daga ulaşmiştir.
Erzurum'un Ruslar tarafindan kuşatildigi ve aslanlar gibi dayandigi yillarda, gönlü kara biri Rus ordularina Köse Mehmet geçidini haber vermiş, geçid oraya açik verdigi için düşman oradan bir yilanin akişi gibi , Erzurum'a akmişti.
Kara günlerdi o günler, bereket çok uzaklarda kaldi. Köse Mehmet geçidinin bir yüzü çoban dede dagidir. Çobandede daginda da çigdemler çabuk açar, kekikler burcu burcu kokar, rüzgârlar ilgit ilgit eser.
Bu dagda küçük bir mezar vardir. Başucunda birkaç çam agacinin nöbet tuttugu bu mezar, koca daga adini vermiş olan Çoban dede'nindir.
Her akşam , gün kararmadan, Köse Mehmet geçidindeki köyden, Çoban dede'ye gidiyorlar,mezarinin topragini kabartip mumlarini uyariyorlar, Allah'a niyazlar, dualar, edip Fatiha'lar okuyup köye öyle dönüyorlar.
Ve her gün mezara karşi geçid başinda nöbet tutan yigit Türk erleri onun mumlarinin işigini seyrede seyrede nöbetini tamamliyor
Kimdi bu çoban Baba?
Sürüsünü almiş, otlata otlata daga dogru çikiyordu. Bazen bir çam altinda mekan tutup yanik yanik kaval çaldigi olurdu. Derin adamdi,aşik adamdi.Yildizlarin uzakligina tasalari, düşünceleri vardi. Insanoglunun nereden gelip nereye gittigini pek merak ederdi. O böyle düşüne düşüne, kendi kendisiyle söyleşe halleşe hayli yol almiş, hayli de yorulmuştu.
Bakti ki susuzdur, gözünün önüne kara topraktan fişkirmiş kol kol billur sular geldi. Fakat o yana bakti, bu yana bakti su bulamadi. Etrafta ne bir pinar, ne bir patlak vardi.
Yürümeye, koyunlari da kendisiyle birlikte gelmeye devam ediyor, fakat Çoban aradigi suyu bulamiyordu.
Sanki daglar, âşik Kerem'in, susuz kalasin, kararip gidesin, diye beddua ettigi Karadag'a dönmüştü.
Çoban'in susuzlugu gittikçe artti. Dudaklari şahrem şahrem yarildi.Cigeri göz göz dağlandi.
Çoban bakti ki, susuz olan yalniz kendi degildir.
Oglaklar, kuzular dilleri dişarda meleşiyor. Koyunlarin başlari önlerine düşmüş. Koçlar huysuz ve öfkeli. Gün akşama dönünceye kadar, bütün sürü su ariyor Köpekler ayaklariyla yeri deşiyor, çoban o çalinin dibinden ötekine koşuyor, nafile!
Sonunda yorgun ve takatsiz düştü.
Mis gibi kokulu bir mersib kümesinin dibinde topraga çöktü. Başini niyaz secdesine egdi:
"Rabbim" dedi, "Güzel Rabbim!! Sürüm de ben de susuzluktan mi ölelim? Rahmet deryalarin mi tükendi? Sesim sana yabanci mi geliyor? Bu güne kadar bir dedigimi iki etmedin Allahim. Benden bir suyunu mu esirgeyeceksin? Ben susuzluktan ölsem bir şey lazim gelmez, ama bu hayvanciklarin meleşmeleri sana da aci gelmiyor mu?"
Çoban hem söylüyor, hem agliyordu. O kadar çok agliyordu ki, gözünün yaşi topragi yikiyordu. Başi hâlâ o toprakta secdedeydi. Birden dudaklarina serin ve leziz bir zevk degdi… Önce ne oldugunu anlayamadi.Serinlik bütün yüzünü kaplayinca başini kaldirdi ve hayretle gödü ki, yerden bir pinar patlamiş, gürül gürül kayniyor. Serin, tatli, işil işil.
Şimdi Çoban daha çok agliyordu. Niyazi olmuş, Rabbi onun sesini duymuştu.
Bu sevinçle, az evvelki vaadini unutacak degildi. Çoban onun için tekrar konuştu:
"Artik ölebilirim güzel Allah'im, dedi. Artik ölebilirim. Bu su beni ihya etti. Degilmi ki sürüm susuzluktan kurtulacak, degil mi ki sen beni duydun, rehmet hazneni benden esirgemedin, artik bu can bana lâzim degil!"
Çoban Dede'nin cani Hakk'a lazimdi, alişverişi oracikta tamamlayiverdiler. Sürü, gidenden, gelenden habersiz suya baş uzatmişti. Yalniz çoban köpekleri huysuz, endişeli, mahzun homurdaniyorlardi.
Çobandede daginda, bu su hâlâ akip gider. Yalniz sürülerin dagda oldugu mevsimde. Sürüler inince su da kesilir.
Düşman o yaylalarin üzerine kara bir bulut gibi indigi zaman Köse Mehmet geçidini kendilerine gösteren agzi karanin köyü de dahil her yeri yakip yikmiş Çobandede'nin manevi himayesindeki yerlere el sürülememiştir.

[ Yayınlama Tarihi : 3.1.2006 21:18:39 ]     [ Yazan: MEVLANA ]     [  ]

YAZGI

UZUN YILLAR KİTAP OKUDUM HER TÜRLÜSÜNÜ OKUDUM ÇOK ETKİLİ MAKALELER VE KİTAPLAR OKUDUM, ÖMRÜMÜ OKUMAYA VERDİM BİR İNSAN OLABİLMEK İÇİN ÇIRPINDIM, HİÇ AKLIMDA OLMAYAN VE BEKLEMEDİĞİM BİR ZAMANDA BEYİN KANAMASI SONUCU DOKUZ GÜN SÜREN KOMA HAYATI YAŞADIM, ÖBÜR ALEMİ ZATEN OKUYOR VE İNANIYORDUM, RÜYA GÖRMEDİM BU BİR RÜYA DEĞİLDİ, ALLAH' IN YARATMIŞ OLDUĞU FİZİK ALEMİNDEN RUH ALEMİNE RESMEN GİRDİM. DETAYA GİRMİYORUM. BEDEN İÇİN ÖNEMLİ OLAN BU FİZİKİ DÜNYAYA DEĞİL RUH ALEMİNİN EBEDİ İKAMETGAHI OLAN RUH ALEMİNE İNANIYORUM. BUNUN İÇİN ÇOK MUTLUYUM.  "Vedat GECECİ"

 

 

YAZGI... YAZGI... YAZGI... ( AHMET HULUSİ BEYİN YAZDIĞI BİR YAZSINI OKUDUM ÇOK DUYGULANDIM .)

“Babam böyle istememiş olsaydı, siz bana bunları yapamazdınız!.” Diyordu Hz. İsa Aleyhisselâm..

Tasavvufta, “Nefs-i Kül” varlığın “ana”sıdır; “Akl-ı Kül” ise “baba”sı!… Yâni, yaratılmış tüm birimlerin anası nefsi küldür, babası ise “Akl-ı Kül”!.

Hz. İsa’nın bu sözünü paylaşıyorum…

Yaradanım takdir etmemiş olsaydı bunları yaşamamı, elbette ben, ya da sen yaşamazdık bunları!.

Tüm varlığımla, kendi başımaymış gibi oynayacağım rolümü; ama akabinde bileceğim ki, yalnızca bir oyun bu!.

Güç oyunu bozar!.

Namlu, “rest” dedi mi, hukuk “pes” der!.

Donkişot yel değirmenleriyle savaşmış; biz okumuş geçmişiz hikâyeyi!…

Timsah, hâlâ yemede suya uzanan ceylanı…

Çekirge, anlamadın mı hâlâ, koyunların aslanla başa çıkamayacağını!.

Yaşamda, herkesin hakkettiğini bulmakta olduğunu!

İşte bu dünyada geçer sistem neyse, ötesinde de olay aynı!…

Orada da bu sistem ve düzen devam edecek; güçlü olan “ötekiler”, güçsüzle açlığını giderecek!.

Yaşamda günler hiç bir zaman aynıyla devam etmez… Kâh savaş olur, kâh barış; kâh yaz olur kâh güz!. Bazen Aralık’ta güneş açar; bazen Ağustos’ta dolu yağıp, her şeyi perişan eder!.

Oysa bizim kesinlikle fark etmemiz gereken şey, “Allah” için yaratılmış olduğumuzdur!.

Ne demek bu?

“ALLAH İsmiyle İşaret Edilen”in, hakikatimiz olduğunu idrâk ederek; o özellikleri kendimizde keşfedip, gereğini yaşamayı dünyada iken elde etmek!.

Sen Arabistan’da, güya şeriatla idare edilen, ortamda da dünyaya gelebilirdin, ateist bir devlet sınırları içinde de… Bu senin elinde değildir!. Ama, senden beklenen odur ki, ölüm ötesi yaşam boyutuna hazırlanıp o şekilde o boyuta geçmen, kendi özündeki kuvveleri keşfederek kullanabilir hâle gelmen!.

Tâ Tao’culukta veya daha eskilerden itibaren Allah Rasûlleri, hep bu anlayışı, o insanların seviyelerine uygun bir biçimde anlatmaya çalışmıştır!.

Ne pahasına olursa olsun yaşamda kal ve özüne er!.

Peki burada “Allah” yolunda can vermenin yâni “şehid”liğin yeri nedir diye sorabilirsin?

“Şehid”lik iki anlamdadır İslâm’da…

Bedensel şehidlik.

Şuursal şehidlik.

“Bedensel şehitlik”, kişinin, “Allah” için bedeninden vazgeçerek, bir şekilde öldürülmek suretiyle, bedensiz kalarak ruh boyutunda yaşamaya başlamasıdır.

Bunlar, aramızdan kaybolmaları ve bedenlerinin kullanılmaz hâle gelmesi itibariyle “ölü” hükmünü alırsa da bizler tarafından; gerçekte onlar “ölü” değil, ruh bedenle serbest bir şekilde o boyutta yaşamaktadırlar. Kabir âleminde değil, “berzah” yâni geçiş boyutundadırlar.

Dünyada olup bitenlere de vâkıf oldukları söylenmektedir. Bunların öldüklerini bile başlangıçta fark etmedikleri anlatılmaktadır. Bu yüksek bir mertebe olmasına rağmen “velâyet” mertebesinin altındadır; çünkü bu kişide “şuursal şehidlik” oluşmamıştır; yâni, “ene” ortadan kalkmamıştır!.

Oysa esas hedef hayatta, dünyada iken “ene”yi terktir! Ki, gerçek “BEN” diyen açığa çıksın… “OL” dediğinde “olsun”!.

“Şuursal şehitlik” ise, “Zen”de, “ölürsen ölmeden, ölünce ölmezsin” cümlesiyle ifade edilen; bizim kaynağımızda “ölmeden önce öl” şeklinde ifadesini bulan; “kendini şuur boyutunda tanımak ve gereğini yaşamak” diye açıklık getirebileceğimiz olaydır. Buna “velâyet” mertebesi; yani, “Veli”si “Allah” olan; yâni, hakikatinin gerektirdiği şekilde yaşayan da denir.

“Veli” sıfatını edinmiş olanı bizim bilmemize imkân yoktur!.

Çünkü, zâhirde onu tanıyacak özel bir işareti yoktur!.

“Tanrı”, kafamızda tahayyül ettiğimizdir ve onun vasıflarıyla “tanrı velisini” şekillendirebiliriz…

“Şeytanın velisi” de vardır… Onu da “şeytânî” vasıflara hizmeti dolayısıyla anlayabiliriz…

“Allah velisi”ni ise ancak zannımıza göre tahmin ederiz… Zîrâ, nasıl “Allah”ı hakkıyla değerlendirmek mümkün değilse; O’nun sıfatlarıyla bezenmiş olarak aramızda yer alanı da, aynı şekilde tanımamız mümkün olmaz!.

“Allah ahlâkıyla ahlâklanmış” olanı tanımak bizim gibi doğal fıtrî yaşamı içinde olanlara mümkün değildir.

Biz bugün, “ALLAH Adıyla İşaret Edilen”i nasıl kavrayıp, hissedip değerlendiremiyor; dolayısıyla işimize geleni O’ndan bilip; işimize gelmeyeni de karşımızdaki bakkal Bodos’tan bilerek, şirkle kendimizi perdeliyorsak; sonra da yıllar yılı, tekrar, o perdeden kurtulmak için bir taraflarımızı yırtıyorsak…

Aynı şekilde, “Allah velisi”ni de tanıyıp değerlendirmemiz mümkün olmaz!.

Sanırız ki, çok ibadetle insan “veli” olur!. Evet, insan çok ibadetle olur “veli”; ama bu ibadet, yalnızca “beden” boyutu itibariyle değil; “şuur” boyutu itibarıyladır!.

“Veli” olacak velet anasından doğduğu günden bellidir!.

Gözü kara olur, (gözbebeği siyah değil); dünya malı onun için değer taşımaz!. Hak önemlidir onun için; kimsenin hakkına tecavüz etmez; herkese hakkettiğini verir!.

Eli açıktır, dağıttığının hesabını bilmez; cimriden “veli” asla çıkmaz!. Söz verdi mi, mutlaka sözünde durur!. İnsanlara yalan söylemez!. Herkesin iyiliği için yapar yapacaklarını, kimseyi istismar etmez!... Asla nankörlük yapmaz!.. Fitneci olmaz!. Riya yanından geçmez!.. Dünyada kaybettiği hiç bir şey için üzülmez ve dünyalık hiç bir şey onun için bir değer taşımaz!.

“Veren Allah, alan Allah” düşüncesi, her dem onun düşünsel temelini oluşturur!. Tek hedef ve amacı yaşarken “Allah”la yaşamaktır!.

Ölüm, yalnızca bayramdır onun için; ve her an hazırdır boyut değiştirmeye… Ölümden asla korkmaz!.

Bunlar, bizim gibi sıradan beşerin bildiği özellikleridir “veli”nin!… Ama bir de, bunların ötesindeki çok daha önemli özellikleri vardır ki, onları ancak “ALLAH”ı bilenler bilebilir!

Dostlarım, ister refah içinde olalım, ister sıkıntıda, Dünya sahnesindeki bu oyun, bize bağlı olmadan geçip gidiyor!… Oysa biz, dünyada yaşarken, “ALLAH”a erersek, cehennem biter ve cennet yaşamı başlar!. Herhangi bir olay şu an sizi yakıyorsa, tez elden o yanıştan arınmaya bakın!.

Dünya’nın, güçlünün güçsüze dilediğini zorla yaptırması esasına dayalı olarak kurulduğu gibi; tekrar söylüyorum, ötesi de böyledir!.

Siz bu arada âcilen birşeyler yapıp paçayı kurtarmaya bakın!. Yunus’undan çok daha eskilerine, ya da yenilerine kadar pek çok “veli” bunu yaptı!.

Türlü rejimlerde, sayısız “veli” yetişti ve boyut değiştirdi…

Zamane kavgalarına kendinizi kaptırıp, lûtfen ana amaçtan kopmayın!.

Ne olur anlayın artık, yitirdiklerinizi asla telâfi edemeyeceğinizi; ve bundan sonra, kaybetmeyin değerli sürenizi yarın sizinle olmayacak şeyler ile!.

Kalktığınız koltuğa bir daha asla oturamazsınız!. Aynı ırmakta iki defa yıkanamazsınız!.

Kendi Mehdî’nize erişin, özünüzden inen İsevî hakikatin zuhuruyla Deccal’ınızı yenin!.

Deccal’ınız, ilminizdekileri, olmasa da olur gösterip; onları uygulamanın sizi eriştireceği hakikatten perdelemesin!

Pahasını ödemediğiniz şeyi asla elde edemeyeceğinizi lütfen idrak edin!.

Allah’ın yaratmış olduğu sistem ve düzeni görmezlikten veya anlamazlıktan gelenin, bunun sonuçlarına katlanması da otomatik olarak gerçekleşecektir!.

Bunu fark edemeyenler için ise, asla mâzeret geçerli olmayacaktır!.

Herkes ortaya koyduklarının bedelini ödemektedir ve ödeyecektir!.

[ Yayınlama Tarihi : 11.12.2005 17:33:23 ]     [ Yazan: Vedat GECECI ]     [  ]

ALBERT EINSTEIN ( EVRENSEL DEHA )

ALBERT EINSTEIN  ( EVRENSEL DEHA )

 

              BİLİM DÜNYASI İÇİNDE yapısal ve yöntemsel olarak büyük bir devrim gerçekleştiren ve etkileri felsefi sınırları dahi zorlayan Albert Einstein, kuşkusuz ki, tüm bilim tarihinin en ünlü kişiliklerinden biridir. Ortaya attığı teorilerin çok boyutlu içeriği yanında, kişiliğiyle de son derece seçkin ve kendine özgü bir yapısı bulunan Einstein'ın açtığı çığır, Galile, Newton, Kopernik gibi dev bilim adamlarıyla aynı düzeyde değerlendiriliyor. Günümüzde hâlâ tartışılmakta ve yorumlanmaya çalışılmakta olan teorileri, onun evrensel zihninin en saf göstergeleri durumundadır.

Yeteneksiz bir çocuk

1879'da Almanya'nın Ulm kentinde doğan Einstein, herhangi özel bir yeteneği olmayan bir çocuk olarak görünüyordu. Ancak 3 yaşında konuşmaya başlayabilmişti. Özel eğitim uygulayan okullara devam etmesi dahi düşünülmüştü. Spordan ve oyundan hoşlanmazdı. 1894 yılında ailesinin Milano'ya gitmek zorunda kaldığı sırada lisede öğrenci olan

 

Einstein, 1896-1901 yılları arasında Zürih Politeknik Okulu'nda yükseköğrenim gördü. Burada, o güne kadar çok ilgilenmiş olduğu matematiği bırakıp, fizikle ilgilenmeye başlamıştı. 1901 yılında İsviçre vatandaşlığına geçti ve Bern'de, Patent Dairesi'nde memuriyete başladı. Bu arada ilk evliliğini Sırp asıllı bir kız olan Mileva Mariç ile yaptı. 1905'te Öğretim görevlisi olarak Bern Üniversitesi'ne geçen Einstein, aynı yıl içinde, kuantum teorisi, rölativite teorisi ve Brown hareketine ilişkin yazılarını yayınlamış ve çok büyük bir ilgi uyandırmıştı. 1909'da Zürih Üniversitesi'nde profesör oldu. 1910'da Prag'da Alman Üniversitesi'nde ve 1912'de Zürih Politeknik Okulu'nda teorik fizik profesörlüğü unvanını aldı. 1913'te Prusya Bilim Akademisi'ne üye olarak Berlin'e yerleşti.

"ölümü borç gibi görüyorum"

Einstein bu dönem içinde, genel rölativite teorisini de geliştirmeye çalışıyordu. Evliliği başarılı olamamış, ayrılmışlardı. 1916 yılında ikinci evliliğini Elsa ile yaptı. Bu yıl içinde genel rölativite teorisini tamamlamıştı. 1919-1932 yılları arasında, çok sayıda ülkeyi içine alan birçok geziler yaptı. 1922'de fotoelektrik teorisinden dolayı Nobel Ödülü alan Einstein, Nazizme karşı duyduğu nefretten dolayı, 1933 yılında Prusya Bilim Akademisi'nden istifa etmiş, Princeton İleri Araştırmalar Enstitüsün de profesörlüğe başlamıştı. 1945'te emekliye ayrıldı ve 4 yıl sonra birleşik alanlar teorisini yayınladı. 1955'teki ölümünden birkaç ay önce şöyle yazıyordu: " Ve artık yaşlılığın belini büktüğü biri için ölüm bir kurtuluş. Şimdi yeterince yaşadığımdan bunu artık kuvvetle hissediyorum. Ölümü, en sonunda ödenecek eski bir borç gibi görüyorum."

Renkli bir kişiliği vardı

Einstein' in renkli kişiliği, onun en belirgin özelliklerinden biridir. Olağanüstü alçakgönüllü olan Einstein, herkesle şakalaşır, sohbet ederdi. Philipp Frank, kendisi hakkında şöyle söylüyor: "Einstein'ın çevresine bıraktığı ilk izlenim çelişkiliydi. Herkese aynı biçimde davranırdı. Üniversitenin önde gelen bürokratlarıyla konuşurken de, bakkalına ya da laboratuarındaki temizlikçi kadına karşı da ses tonu aynıydı. Günlük konulara bir tür güldürü anlayışıyla bakıyordu ve bu tavır, söylediği her sözde açığa çıkıyordu; mizah duygusu her yerde ortadaydı... Derinlerden gelen kahkahası hemen dikkati çeken özelliklerinden biriydi..." Einstein, tüm bu canlılığına rağmen yaşamı boyunca içekapanık olarak yaşamış ve daima bireysel kalmıştı. Dünyayı Nasıl Görüyorum adlı kitabında, bu yalnızlığını şöyle anlatıyor: "Ben, tek koşulmak için yaratılmış bir atım; işbirliğine ya da ekip çalışmasına gelemem. Hiçbir ülke ya da devlete tüm kalbimle bağlı duymadım kendimi. Bir arkadaş çevresine, hatta kendi aileme hiçbir zaman bağlı kalmadım. Bu çevrelerle ilişkim daima bir mesafe içinde kaldı; kendime dönme, içime kapanma eğilimim güçlendi.

Bu tür bir soyutlama kimi zaman kişiye çok  acı çektirir; ama başkalarının anlayış ve sempatisinden uzak kaldığıma pişman değilim. Kuşkusuz bunda kaybım olmuştur; ama buna karşılık  törelerden, başkalarının önyargılarıyla değerlendirmelerinden bağımsız kalabilme gibi bir kazancım var. Kafa erincimi hiçbir zaman birtakım kaypak temellere oturtma niyetinde olmadım." Gerçekten de Einstein, ulusal düzeyde hiçbir bağlılık duymadan, yalnızca insan olmanın bilinciyle hareket edebilen bir bilim adamıydı.

Güçlü bir antimilitarist

Einstein birçok konu gibi, dünyadaki toplumsal ve politik gelişmelere de ilgisiz kalmamıştı. İlkesel olarak pasifist ve antimilitarist olan Einstein 1930'larda Hitler'e karşı koymanın tek yolunun silahlı mücadele olduğunu da söyleyebiliyordu. ABD'nin de sonunda savaşa gireceğini o zamandan görmüştü. Almanya' da gelişen koyu milliyetçi akımlara karşı kendisinde oluşan bu eğilimlere rağmen Einstein daima askerliğe karşı biri olmuştur: "Bu, şimdiye kadar savunduğum ilkeleri terk ettiğim anlamına gelmez. Askerliğin reddinin insanlığın ilerlemesine hizmet için yeniden etkili bir yöntem olacağı günlerin çok uzakta olmadığı, en büyük umudumdur."

Güçlü antimilliyetçi duygularına rağmen 1920'lerde, Avrupalı Yahudiler için bir umut olarak gördüğünden siyonizmi desteklemiş, ancak Filistinli Arapların haklarının korunması gerektiğini de belirtmişti. 1952'de, İsrail'in başkanı olması teklif edildiğinde, bireysel yetersizliğinden dolayı bu görevi beceremeyeceğini söyleyerek reddetmişti. O, tüm ulusları ve halkları eşit olarak görüyor, haksızlıklara karşı büyük bir tepki duyuyordu.

Doğanın düzeni

Küçüklüğünden beri doğanın esrarengiz bir şekilde, bizim göremediğimiz ancak sezebildiğimiz bir düzeninin var olduğunu hissetmiş, bunu çok heyecanlandmcı bulmuştu. Ona göre, görünürdeki karmaşıklığın altında tam bir düzen vardı: "Her gerçek doğa araştırmacısında bir tür dini saygı vardır. Algılarını birleştiren son derece ince iplikleri ilk düşünenin kendisi olduğuna inanamaz. Bilginin henüz açığa çıkarılmamış bir yanı,, araştırmacıya, büyüklerin davranışlarındaki ustalığı kavramaya çalışan bir çocuğunkine yakın duygular verir."
Einstein, dinsel konulara karşı daima bilimi savunmuş, dogmaları her zaman şüpheyle karşılamıştır. Onun için tek ölçüt, bilim, bilimsel gelişimlerin getirdiği kavramlar ve değer yargılarıydı: "Popüler bilim kitaplarını okurken kısa sürede Kitap 'daki (Tevrat) hikâyelerin doğru olamayacakları inancına ulaştım. Sonuç, gençliğin devlet tarafından kasıtlı olarak yalanlarla aldatıldığı izleniminin eşlik ettiği gerçekten fanatik bir Özgür düşünme boşalımıydı; ezici bir izlenimdi. Bu deneyimden her tür otoriteye karşı bir güvensizlik, herhangi bir özel sosyal çevredeki inançlara karşı kuşkucu bir tavır gelişti; sonraları, nesnel bağlantıları daha iyi kavramaktan dolayı başlangıçtaki keskinliğin bir kısmı gitmesine rağmen beni hiçbir zaman tümüyle terk etmeyen bir tavır." Yaşamın gizemleri karşısında duyulan heyecan, onun din ile bilim arasında kurduğu tek olumlu bağdır. Ona göre, erişilemeyecek bir şeyin varlığını bilen din adamı, aynı şekilde henüz erişemediği evrensel yasaların varlığını bilen bilim adamıyla aynı duyguları paylaşmaktadır.

Tek yol bilim

Einstein Tanrı kavramını, doğada var olan ve bizim de kavrayabileceğimiz evrensel yasalar olarak değerlendiriyordu. Dini de, varlık dünyasının geçerli düzeninin, mantıkça kavranabilir olduğuna ilişkin bir inanç olarak tanımlıyordu. Bu anlamda evreni anlamanın tek yolu olarak bilimi görüyor ve hiçbir dinin kısıtlayıcı alanına girmek istemiyordu: "Din ile bilim arasındaki günümüzde çatışmanın temel kaynağı kişisel Tanrı kavramında yatar. Bilimin amacı nesnelerin uzayda ve zamanda karşılıklı bağlantılarını saptayan genel kuralları çıkarmaktır... Bu amaç, tamamlanmamış bir plandır. İlkesel olarak tamamlanabileceği inancı yalnızca kısmi başarılara dayanır. Ancak kimse kolay kolay bu kısmi başarıları reddedemez ve onları insanın kendi kendini kandırması diye nitele yemez...

İnsan tüm olayların düzenliliğini öğrendikçe bu düzenliliğin farklı nitelikte nedenlere yer bırakmayacağına ilişkin inancı pekişir. Böyle bir kişi için ne insani kurallar ne de ilahi kurallar doğal olayların bağımsız bir nedeni olamaz. Elbette doğal olayları etkileyen kişisel Tanrı doktrininin bilim tarafından gerçek anlamıyla geçersizleştirilmesi hiçbir zaman mümkün olmayacaktır, çünkü bu doktrin bilimsel bilginin henüz yerleşiklik kazanmadığı alanlarda kendine her zaman bir sığınak bulacaktır."

Einstein ve uzaylılar

Anlaşılabildiği kadarıyla Einstein'ın, gelişimlere ayak uyduramayan tutucu bilim adamlarının ötesinde tam anlamıyla gerçeği arayan önyargısız bir kişiliği vardı. Onun hiçbir sınır tanımayan evrensel düzeydeki düşün dünyası, her tür gerçekliği içine alabilip sentezleyebilecek bir kapasiteye sahipti. Çoğu bağnaz bilim adamı tarafından üzerinde dahi düşünülmeye değmeyecek uçan daireler konusunda Einstein şöyle söylüyordu: "Uçan daireler, binlerce yıl önce Dünya'yı terk edip gitmiş olan bir halk tarafından yönetiliyorlar. Bu insanlar uçan daireleriyle Dünya'yı ziyaret ediyorlar." Onun bu yaklaşımı kuşkusuz ki, birtakım somut kanıtlara dayanan uçan daire gerçeğini, bilimsel bir sorumlulukla değerlendirmesinin sonucudur. Einstein, bazı geçmiş uygarlıkların teknolojik olarak bizden çok daha ileri düzeylerde olduklarını ve bizlerin sahip olamadığı bazı sırlara sahip olduklarını da söylüyordu: "Bizim bilemediğimiz bazı sırlara eskilerin sahip olduklarını kabul etmek zorundayız. 600 tonluk bazı taş blokların üst yüzeylerinin konkavlaşmış olduğu dikkati çekiyor. Bu ancak muazzam bir çekim veya emme kuvveti ile meydana gelebilecek bir tesirdir." Einstein'ın, evrendeki zeki yaşama ve uygarlıklara ilişkin görüşleri kuşkusuz ki, gelecek kuşakların sahip olacaklarından dolayı kozmik bir bilince erişecekleri ve kardeşçe yaşamanın temel koşullarını oluşturacakları ileri dönemlere ait bir bilinç yapısının ifadesidir.

[ Yayınlama Tarihi : 4.12.2005 17:23:12 ]     [ Yazan: Vedat GECECI ]     [  ]

KATIRIN DEVEYE SIKAYETI
Resmin üzerinde bekleyiniz.

Katir deveye ;"Ey güzel yoldasim !"dedi."Yokus olsun ,inis olsun,en dar yolda bile ,

Güzelce gidiyorsun ;hiç düsüp kapaklanmiyorsun .Ben ise ,yolunu sasirmis kimseler gibi tepe taklak oluyorum.

Yol ister kuru olsun,ister çamurlu olsun ,ben her zaman yüzü koyun düsüyorum .

Bunun sebebinin ne oldugunu anlat da ,ben de nasil yasamam gerektigini ögrenmis olayim .

Deve ;"Benim gözüm senin gözünden daha parlaktir."dedi."Bundan baska bir de ben ,yüksek yerden bakmadayim.

Yüksek bir dag çikinca ,oradan patikanin sonunu rahatça görürüm.

Cenab-i Hakk ,gözüme bütün yollarin inis ve çikisini gösterir.

Ben her adami görerek atarim .Onun için sürçmekten ,düsmekten kurtulurum .

Sen ise üç adimdan ötesini göremezsin .Daneyi görürsünde tuzagi göremezsin

Bir yere konmakta ,oturmakta ,inmekte ,yürümekte ,kör bir adamla gören bir adam bir olur mu?

 

UFKU GÖRMEK ÖNEMLI DEGIL UFKUN ÖTESINI GÖRMEK ÖNEMLİDİR...

[ Yayınlama Tarihi : 13.11.2005 22:53:07 ]     [ Yazan: VEDAT GECECI ]     [  ]

GERÇEKLİK AKAR
Resmin üzerinde bekleyiniz. Anlığımızın bize verdiği şey,her zaman eylem için gereken malzemelerdir ve bizler olayları ön görmek ,kontrol altına almak isteriz.işte ,anlığımız bize çekip çevir bileceğimiz kulana bileceğimiz;mekan ve zaman olarak sınırları belli ayrı nesneler,yönete bilir birimler halinde bölünmüş bir dünya sunar.bu,günlük işler dünyasıdır;ekonomik yaşamın ,sağduyunun,aynı zamanda bilimin dünyası.Bunun bize sağladığı olan üstü yararı modern teknolojinin zaferinde görmek mümkündür.Fakat,teknoloji,tamamen bu dünyayla halleşme tarzımızın bir ürünüdür ve nedenleri bakımından da yolu bakımından da bir haritacının canlı ir peyzajı kuru geometrik çizgiler halinde çizmesine benzer teknolojinin çok büyük yararı olduğu yadsınamaz;yapmak istediğiz her tür pratik şeyi yapmamıza olanak verir fakat ,bize gerçekliği göstermez.gerçeklik,sürekliliktir gerçek zamanda anla yoktur.Gerçek zaman sürekli akış halindedir;uzunluk ölçüleriyle belirlenmiş ayrı birimleri yoktur.Aynısı mekan içinde geçerlidir;gerçek mekanda noktalar,ayrı ve özgür yerler yoktur.Bütün bunlar aklın hileleridir
[ Yayınlama Tarihi : 27.10.2005 20:17:07 ]     [ Yazan: Vedat GECECI ]     [  ]

KENDİMİZ OLMAK
Resmin üzerinde bekleyiniz. Bu başlangıç noktasından hareketle Heidegger insanlık durumunu çözümlemeye koyulur.Başka insanlarla temas kurmak gibi bir sorunla karşı karşıya bulunan soyutlanmış bir şeyler olmaktan çok uzak olan biz insanların var oluşu,başından itibaren paylaşılan toplumsal bir var oluşudur;sornumuz özgün bir kişisel var oluş tarzı bularak bireyler haline gelmektir.Hepimiz bilinmesi olanaksız bir geleceğin ve sonuçları hakkında emin olamayacağımız seçimlerde bulunmanın baskı altındayızdır .Payımıza suçluluk ve endişe düşmektedir;özellikle ölüm karşısında endişe.Hayatlarımızın metafizik bir nedeni ya da temeli ve bir anlamı olsun isteriz.Ancak,bunların nesnel olarak var olduklarından emin olamayız eğer yoksalar hayatlarımızın nihayi olarak hiç bir anlamı olmaya bilir,saçmadır;aksi halde,sahip olduğu anlam bizim verdiğimiz bir anlamdır.
[ Yayınlama Tarihi : 27.10.2005 20:15:45 ]     [ Yazan: Vedat GECECI ]     [  ]

FELSEFE KURALLAR KOYMAK İÇİN DEĞİL...
ne kadar büyüleyici bir is olsa da kavramlarin aydinlatilmasi felsefenin sadece yüzeyidir.Büyük filozoflar bundan çok daha derine inmis varligimiz ve yasantimizin en temel yönlerini sorgulamislardir.Insanlar ,nasil girdiklerini bilmedikleri bir dünyada bulurlar kendilerini.Apaçik ve temel özellikleri bakimindan bu dünyanin ,içinde bazilari bizler gibi insan olan çok farkli ,çok sayida maddi nesnenin bulundugu(tek boyutlu)zamanda ve (üç boyutlu )mekandan olusan ir çerçevesi vardir .Bu yüzden filozoflar söyle sorular sormuslardir:zaman nedir?'insanlar dahil,gerçekte var olan her sey maddi bir nesne midir,baska bir sey yomudur maddi olmayan bir sey gerçekte var olabilir mi ?Eger olabilirse bu var olusun dogasi nedir?Bu tür sorular sorarken yalnizca kavramlarin derin anlamina ulasmaya degil (kendimiz dahil) var olana iliskin temel bir kavrayis elde etmeye çalisirlar.Bunu da konuyu ,ir dini inanç sorunu haline getirmeden yada bir yetkenin söylerine basvurmadan yapmaya çalisirlar. filozoflarin birey olarak dini inançlari olabilir;bazilarinin yoksa da en büyük filozoflarin dini inançlari vardi.Ancak ,iyi filozoflar olarak ,felsefi savlarini dine basvurarak desteklemeye kalkmazlar.felsefi bir kanitlama ,kendi dillerini ussal nedenler biçiminde kendi içinde tasir.Felsefesizden inanmanizi yada boyun egmenizi degil ,ussal olarak riza göstermenizi ister.Felsefe,tek basina aklin bizi nereye kadar götürecegini görmeye çalisir. Felsefe ,en temeldeki seyleri akil yoluyla anlama arayisi oldugundan ,anligin ,dolayisiyla sorusturmanin ve bilginin dogasiyla ilgili önemli sorular atar ortaya .Bütün bu sorulariniza yanit bulmak için ise nereden baslayacagiz?bir seyi gerçekten(emin olmak anlaminda)bile bilir miyiz?Eger bilebilirsek ,neyi bilebiliriz?Bilsek bile ,bildigimizden nasil emin olabiliriz;baska bir deyisle ,bildigimizi bilebilir miyiz ?Buna benzer sorular ,felsefenin neredeyse odagini isgal ede gelmislerdir.filozof,çevremizdeki dünyayla ilgili sorularin yaninda alginin ,deneyimin ve anligin dogasiyla ilgili sorular da sorar.Dolayisiyla ,en temel biçimiyle ifade edersek ,felsefenin gelismesinde iki temel soru merkezi önem tasimaktadir.Birincisi var olan her neyse dogasi nedir?ikincisi eger bilirsek nasil bilebiliriz ?Var olanlarla ve varligin dogasiyla ilgili olan birinci sorunun birinci sorunun incelenmesi felsefenin varlikbilim (ontoloji )olarak bilinen kolunu olusturur.Bilginin dogasiyla ve(eger bilebilirsek)neyi bilebilecegimizle ilgili olan ikinci soruna dair incelemelerse bilim kurami (epistemoloji)olarak adlandirilir.Bu iki sorunun (ve bulardan dogan ek sorularin)yüzyillar boyunca gösterdigi gelisme,felsefe tarihinin ana akimini meydana getirir.Ahlak ve siyaset felsefesi estetik,din felsefesi vs. gibi bütün önemli kollar buraya dökülür .Bütün bu kollarin bir bütün olarak felsefe içinde kendilerine özgü bir yerleri bulunmakla birlikte ,var olanla ve nasil bile bilecegimizle ilgili sorularin,bir diger kollarda ortaya çikan sorulara karsi mantiksal açidan önceligi vardir.Olur ya en önemli sorularimizdan bazilarina hiç bir zaman yanit bulmaya biliriz.Ancak bunu önceden bilemeyiz o yüzden, bizi ilgilendiren her sorunun üzerine israrla gitmemiz gerekir.Bunu yaparken,eger temele dayandirmak,filozof gibi onunda en büyük kaygilarindan biridir.Filozoftan farkiysa ,deney ve gözlemle karar vere bilecek sorularla ugrasmasidir.Oysa,zamanin bir baslangicinin olup olmadigini ya da neyin 'dogru' oldugunu bize söyleyebilecek ne bir deney ne de bir gözlem vardir.Ussal sorusturmaya uygun olmakla birlikte bilimin yöntemlerine uymayan bu gibi sorular,filozoflara miras kalmis tipik soru örnekleridir.
[ Yayınlama Tarihi : 27.10.2005 20:14:33 ]     [ Yazan: Vedat GECECİ ]     [  ]

MADALYONUN ÖTEKİ YÜZÜ
Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz.

İşte ben buyum ister yüzüme bakıp gülün isteseniz yüzüme bile bakmayın 2005 yılında olmamıza rağmen 1930lu yıllar nerde. Beni böyle görenler cahil boş bir insan sanabilir ama ben çok şey gördüm çok şey yaşadım ve bir o kadar da okudum bu yarım gözlerle en azıdan bir şeyler yapmaya çalıştım, kendi çapımda, kendi gücümde, peki ya sizler sizler ne yaptınız? Elinizdeki imkânlarla kendinizi mutlu etmekten başka bu kadar bencil olmayın! Kendinizi düşündüğüz kadar etrafınızı da düşünün ama kimseye minnet etmeyin her şeyi önce Allah' tan isteyin o yüce Rabbim size verdiği o güzel imkânları bir anda alabilir eğer ki doğru yoldan çıkarsanız şerefinizden ödün verirseniz. Bu dünyada bu Türkiye de köylüden çok çalışan kim var? Ekip çapa yapan, hayvanlara bakan, makineleri olmadığı için elerinde Sagan kim köylü değimli peki bir bakın onlara bende onlardanım. Yiyecek ekmeklerini çıkarıp karınlarını doyurmak için bu kadar çalışan başka kim var? Büyük şehirlerdeki o kocaman ofislerde ona buna tepeden bakan insanlar gibi havadan kazanmıyoruz biz yüreğimizin sıcaklığıyla el ele vermemizle kazanıyoruz, beklide o yüzden bu durumdayız ama en azından şerefliyiz.

[ Yayınlama Tarihi : 8.10.2005 10:39:42 ]     [ Yazan: Veadat GECECİ ]     [  ]

İşte Dünya

İnan ne zamandır tanıyamıyorum kimseyi. Tanıdığımı sandığım insanlar öylesine çabucak değişiyorlar ki insanları tanımakta zorlanınca bütün öfkem bütün kırgınlığım kendime yöneliyor. Gecenin ortasında günlerdir karşısında kendimi seyrettiğim aynada soruyorum, kimsin sen diye Nasıl bir yalnızlık ki bu, onca adanmışlıktan sonra artik sadece kendimden hesap sorabiliyorum. Herkes öylesine korkmuş ki hayattan herkes öylesine sarılmış ki kendi korkularına... Çünkü başka nedeni yok gecenin bu saatinde aynamın karşısında kendimden hesap sormamın Neredesiniz? Hepinizde bir parçam kaldı... Böyle birden çekip gidemezsiniz... Böyle susup gizlenemezsiniz kimdiniz siz? ben sizdeki kendimi çok özledim inceliktir bir gün arayıp onu bana verin... Ben kendimdeki sizi özledim... N’ olur, hiç olmazsa onu arayıp sorun... Kimsesizliğiniz bende kaldı... Bir yer söyleyin getirip bırakayım... Bunlardı iste aynamdaki sayıklamalarım. Ve ben kendimi bu sayıklamalardan alı koyamazdım öyle ki bütün sorularım sonunda gelip benden hesap sorardı. Bütün uğradığım haksızlıklar sonunda gelip benden hesap sorardı. Bir mahşer yalnızlığıydı bu inat ettim kendim olmakta bu yüzden tiksindi benden dünya ve sonuna dek reddetti yandı özlediğim her şey korkularımla birlikte...

[ Yayınlama Tarihi : 28.9.2005 11:20:17 ]     [ Yazan: Vedat GECECİ ]     [  ]

Prof. Dr. CEVAT BABUNA
İlk olarak kürsüye gelen Türkiye'nin saygın bilim adamlarından Prof. Dr. Cevat Babuna, konuşmasında 19. yüzyılda materyalist felsefenin yandaşlarının artmaı sonucu, yaratıcıyı reddeden bir takım görüşlerin ortaya atılmaya başlandığını belirtti.
"Yaratılış Mucizesi" başlığını taşıyan konuşmasında Babuna, sperm ve yumurta hücresi ile başlayan doğum mucizesinin, daha sonraki aşamaları ile birlikte yaratılışa en büyük delil olduğunu ve tüm bu olayların tesadüflerle ya da bir yaratıcının varlığı kabul edilmeden açıklanamayacağını belirterek Türkiye'de evrim teorisini savunan çevrelerin bu teoriyi bilimsel değil ideolojik kaygılarla savunduğunu söyledi. Bu teorinin savunulmasının tek nedeninin ateizme sözde bilimsel dayanak olarak kullanılması olduğunu söyledi ve şöyle devam etti:
"Anne karnındaki hücreden çoğalarak farklılaşan hücreler, ilk baştaki hücreden yapı olarak hiç bir farkları olmamasına rağmen bir kısmı başa doğru, bir kısmı uca doğru, bir kısmı ise kalbe doğru gider. Bir kısım hücreler beyni meydana getirirler, bir kısım hücreler ise kalbi meydana getirirler. Peki bu hücrelerin bu işleri yapacağını kim tayin eder. Bu sorunun cevabı her şeyin Rabbi olan Allah'tır"İnsanın yaratılışının açık delillerini ortaya koyan Babuna, konuşmasını şu sözleriyle noktaladı: "Artık cevabı sizin vicdanlarınıza bırakıyorum. Böyle mükemmel bir varlık tesadüfen meydana gelmiş olabilir mi?"
[ Yayınlama Tarihi : 22.8.2005 05:43:28 ]     [ Yazan: Vedat GECECI ]     [  ]

BİR MAHKEMEDEN ALINIMIŞ SÖZ
Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz.

Jürinin muhterem üyeleri. Bir kimsenin dünyada ki en iyi arkadaşı onun aleyhine dönerek düşman olabilir. Aşka yetiştirdiği oğlu veya kızı hayırsız çıkabilir. Bize en yakın ve aziz olanlar arasında, kendilerine mutlulukla güvendiğimiz kimseler arasında, adımız hain diye anıla bilir. Bir kimse elindeki parayı kaybedebilir. Para belki ona en ihtiyaç duyduğunuz bir zamanda elinden çıkabilir.İyi düşünülmemiş bir hareket anında bir kimsenin şerefi ayaklar altına alınabilir.Başarılı olduğumuz zamanlarda bize olan hürmetlerini dizlerimize kapanarak gösterenler ,talihsizlik başarısızlık bulutlar başımız üstünde yerleştiği zaman ,iftira ve garez taşını ilk fırlatanlar onlar alabilirler.
Bu bencil dünyada, bir kimsenin mutlakçasına bencil olmayan dostu, onu hiçbir zaman terk etmeyen dostu, kadirbilmezlik ve hıyanet nedir bilmeyen dostu, sadece köpeğidir. Bir kimsenin köpeği bolluk ve darlık ,sıhhat ve hastalıkta her zaman onun yanındadır.Efendisi yanında olduğu müddetçe ,şiddetli bir kar fırtınası altında buz gibi toprak üzerinde de uyur.Verecek bir şeyi olmayan eli yine öper,dünyanın haşinlik ve sertliklerinin sebep olduğu yara ve bereleri iyileştirmek için yalar .Sefalet içinde yüzen efendisi uyuduğu zaman,onun başucunda ,efendisi bir prens imişcesine bekler.Bütün dostlarda terk etse,o kalır.Zenginliklerin kanatlanıp uçtukları,şöhretin ayaklar altına alındığı zamanlarda ,tıpkı güneşin gökyüzündeki belirli hareketi gibi ,efendisine olan sevgisinin zerresini kaybetmez.
Eğer kader efendisini dünyanın istenmeyen insanlar sıfatına, evsiz-barksız ve dostsuz insanlar arasına iterse, sadık köpeği ,ona feragat etmekten ,onu tehlikelere karşı korumaktan ,onu düşmanları ile çarpışmaktan başka bir imtiyaz istemez.Ve oyunun son perdesi inip ölüm,efendisini kendisini kucaklamaktan aldığı ve cesedi soğuk toprağa verildiği zaman ,onun mezarı başında,başı ayakları arasında ,gözleri mahzun ama her an tetikte ,ölümde dahi sadakatle b
ağlı bu asil köpek görülür. ..

[ Yayınlama Tarihi : 8.12.2005 05:42:36 ]     [ Yazan: Vedat GECECI ]     [  ]

Vedat GECECİ
Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz.

Kendimi düşünüyorum.2004 ten bu zaman kadar geçirdim hastalığımı. Bu zaman içine de yanımda olan gerçek dostlarımı ve ölümümü bekleyen sahte dostlarımı.Ama hiç üzülmüyorum sahte insanlar için ben ölümü gördüm, bir rüya değildi bir gerçek ve o gerçek beni şok içinde bıraktı.ve beni ölüme daha da yakınlaştırdı .Seni çok iyi anlıyorum Ümit yaşar o kapılar bana da kapanmışken son anda açıldı ...
 

 

...

Ölümü düşünüyorum

O büyük yalnızlık içindeyim

Kulaklarımda duymadığım bir musiki

Kaskatı kesilmişim, kalbim durmuş

Artık hiç bir şeyi görmüyor gözlerim

İçimde ne bir umut, ne yasama zevki

Elim, ayağım buz gibi olmuş

Olumu düşünüyorum

Kulaklarımda duymadığım bir musiki

Olumu düşünüyorum

Lalelimde bir sokaktan tabutum geçiyor

Saygı durusunda bilmediğim insanlar

Butun pencereler acık biri kapalı

Kederlerim, ümitlerim, hayallerim

Ve gelen bir iki dost mezarlığa kadar

Sonra kadınlar gözleri yaşlı

Olumu düşünüyorum

Butun pencereler açık biri kapalı

Ölümü düşünüyorum

Simdi beni gömüyorlar bak

Ağlıyorsun, ellerinde dağ menekşeleri

Hazin bir parıltı gözbebeklerinde

İçin ziyanla doluyor, kahroluyorsun

Hatırladıkça geçmiş günleri geceleri

Bir acı ki öyle büyük öyle derinde

Olumu düşünüyorum ...
 

 

 

  • Hz. Ebu bekirin dedidi gibi:EN BÜYÜK İDRAK SENİ İDRAK EDEMEMEKTİR ALLAHIM.
  • Hz.Alinin söylediği gibi:HER İNSAN DİLİNİN ALTINDA GİZLİDİR.
  • Mevlananın dediği gibi :bugun ölüm günü yarın doğum günüm olacaktır.
  • Balzacın dediği gibi:GÖRÜNMEKSİZİN YAPILAN İYİLİĞE KİMSE HEVES ETMEZ.
     
[ Yayınlama Tarihi : 8.4.2005 05:40:38 ]     [ Yazan: Vedat GECECI ]     [  ]

MEÇHUL ASKER
Muhterem kardeşlerim. Meçhul asker kimdir, nereden geliyor, niçin bu kara topraklar altında yatıyor?Benim gibi siz de bu suali kendi vicdanımızda soruyorsunuz.Ve doğru bir cevap bekliyorsunuz.Kim bilir ,belki şu dakikada aynı suali milyonlarca Türk kendi vicdanına soruyor ve doğru bir cevap bekliyor.Yine kim bilir,Türk istiklalinden hürriyeti için manevi bir istinatgah yapmak isteyen kaç esir millet bu meçhul askerin hayatından elimizde kalan bütün vesaik(belgeleri)bir avuç kemikten ibaret.Bu malumla o meçhulü keşfetmek bir muhal(imkansız) Her şeyden önce bu meçhulün ait olduğu nev’i tayin etmek, mensup olduğu milleti tayin etmek lazım. Bunun içinde yegane usul, bu milleti diğer bütün milletlerden ayıran temelli seciyeleri araştırmak lazım. Yeryüzünde millet vardır ki, ilmi zekasına müstenit medeniyeti ile harikalar vücude getirmiştir. Fakat yeryüzünde bir millet vardır ki aklıselimi ve gayet ameli olan harsı (kültürü)ile hilkatin ve hayatın sırrını anlamış, ilminin, ilmi vasıtalarının bütün yokluğuna rağmen, içtimai varlığını haricin ve dâhilin bütün sultanlarına (otoriteler)ve şeytani kuvvetlerine rağmen devam ettirmiştir. Bu milletin hangi milletin olduğunu tayin ediniz. benim söyleyeceğim yegane söz sudur.Bu millet ,meçhul askerin ait olduğu millettir. Efendiler. Yeryüzünde bir millet vardır ki, hasbilik (gönülden, karşılıksız)feragati nefis ,istiklal ve hürriyet hislerinin kahramanıdır.Bu millet ,yine meçhul askerin milletidir Fakat efendiler ,bu milleti en çok temyiz eden (ayıran)bir seciye (huy,karakter)vardır.Bu seciye bütün diğer seciyelerin fevkindedir.Bu seciye cehit (çalışma,gayret)maddenin servetin ,maddi ve fenni kuvvetlerin noksanlığa rağmen cehit ,yaşamak ,hür yaşamak için cehittir. Delalet (doğru yoldan ayrılma)o feylosofin fikrindedir ki, Türk milletini yeşil bir köyde istirahat eden mütevekkil zanneder. Türk bütün Karadeniz sahillerinde mücadele eden gemicidir. Türk, Anadolu çöllerinde bir buğdayın beş buğday olması için çabalayan çiftçidir. Milli bir edibimiz daha iki üç gün evvel meçhul askerden bahsederken demişti ki meçkul olan Türk yoktur. Malum olan Mehmetçik vardır.”acaba bu ebidin ilhamından cesaret olarak ifadeyi daha şümullendirmek (genişletmek)mümkün değil mi? Evet ne meçhul asker vardır, nede malum olan Mehmetçik! Yanlız, Türk’ün ezeli olan istiklal, hürriyet ve cehit mefkûresi (ideal)vardır. Meçhul ve malum olan asker de hepsi bu büyük aşkın bir parçasıdır ve onun için mukaddestir. Efendiler, heyecanlar sözlere manidir. Sözlerimi kesmek zamanı çoktan gelmiştir.Selam!Hürmet!istiklalini yoktan vücude getiren insanların dehasına hürmet!İman,Türk’ün temiz ve tükenmez olan edebi hayat kudretine! Prof.İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu bu nutkunu 1924'de dumlupınarda söylemiştir.
[ Yayınlama Tarihi : 15.7.2005 13:57:50 ]     [ Yazan: Vedat GECECİ ]     [  ]

BUGÜN İÇİMDEN GELDİĞİ GİBİ YAZACAĞIM
Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz. Resmin üzerinde bekleyiniz.
Bu gün içimden geldiği gibi yazacağım. Şöyle bakıyorum da gidenlere neleri götürüyorlar yanların da şereflerinden başka onları örnek alıyorum ve herkesinde örnek alması gerekiyor bence. Bakın bir Mustafa Kemal' e, Biruni' ye , İbn Sina ya, Mevlana’ ya… İşte bu insanlar hayatları boyunca bu dünyada bir amaç için çalıştılar. Peki, şimdi kim onlar gibi çalışıp caba gösterip bir şeyler üretmeye çalışıyor? İnsanlık için, gelecek için, şerefleri için bir şeyler yapanlar çok az. Bir ömür boşa gelip geçiyor.
 
Atam senin o yüce ruhunla teslim edip bıraktığın bu ülke yavaş yavaş geriye gidiyor. Avrupa devletleri nerde biz nerdeyiz? İçimde kalıp da söyleyemediğim çok şey var ama susuyorum. İstikbal göklerdedir dediniz ama biz istikbalimiz için hiçbir şey yapamıyoruz taklitten başka elimizde kendimizi geliştirmek için bu kadar fırsat varken neden değerlendiremeyip yatıyoruz. O zamanlar ülkesi için canını ortaya koyan milletimiz nerde o hırs ,o azimli gözler neden artık söndü …!


Mevlana'nın dediği gibi :
ÖLÜM GÜNÜ DOĞUM GÜNÜM OLACAKTIR...


Gençliği yetiştiriniz onlara ilim ve irfanın müspet fikirlerini veriniz geleceğin aydınlığına onlarla kavuşacaksınız.

M.Kemal Atatürk

 Ben bir İbn Sina hayranıyım. Geliştirmiş olduğu nefs felsefesiyle insanları iki boyutta da incelemeyi öğretti bizlere ve insanlara benliklerini kazandırmış oldu böylece. Bizler için o manevi bir cevherdir. İnsan sağlığında psikolojisinde yaptığı araştırmalar, çalışmalar o zamanın şartlarıyla bulmuş olduğu yöntemler onun bin insana bedel olduğunu gösteriyor. Örneğin yapmış olduğu sezeryan ameliyatı… Bulmuş olduğu bitkisel özler ve diğer organik karışımlardan ilaç endeksine girişi...
 
“büyüyünce beni hiçbir şehir içine almaz oldu, kıyamet kazanınca beni alacak müşteri çıkmaz oldu” sözünü de politik baskılar yüzünden söyledi. İnsan sağlığı için bu kadar çabaları varken kıymeti bilinmedi.
 
Biruni, yapıtlarıyla çağının çok ötesinde bir gökbilimci ve matematikçi olduğunu kanıtlamıştır. Bu iki bilim dalındaki bulgularını kitaplarında bir araya toplamıştır. Güneşin ve gezegenlerinin eğimlerinin bulmuş ve Asar-ül Bakiyye adlı eserinde dünya ekseninin eğikliğini 23º 27’ bularak gerçek değerine (23º 26,7’) çok yakın bir sayı bulmuştur. Dünyanın çapını da ilk olarak Biruni gerçeğe çok yakın bir değer olan R=6324,66 km olarak bulmuştur. (Cosa=R/R+h bağıntısını kullanarak bulduğu yukarıdaki değerle ilgili geniş bilgi İnkra adlı eserinde bulunabilir). Biruni' nin bilim dünyasına yol gösterecek, metodu ve kavrayış özelliklerinden gereği gibi yararlanılması yönündedir. Amerika'lı bilim tarihçisi George sarton 11. asra Biruni asrı demekteydi. Peki, şimdi böyle insanlar nerde neden herkes yerinde sayıyor.
Atatürk şerefimizi kurtardı, İbni Sina felsefede sağlıkta ufkumuzu açtı, biruni evreni tanımamızı sağladı daha bir sürü insan var yazamadığım ama günümüzde böyle insanlar neden yok!
Belkide var ...! Ne dersiniz ?
[ Yayınlama Tarihi : 20.6.2005 14:06:24 ]     [ Yazan: Vedat GECECI ]     [  ]

SEVGİLİ VE SAYGILI CAN KIRAÇ BEY'E
Resmin üzerinde bekleyiniz.

Sevgili ve Saygılı Can KIRAÇ Bey’e
Sevgili ağabeyim sizinde Vehbi koç’un nur içinde yattığını bildiğinizi çok iyi biliyorum .Dergiye koyduğunuz resimden çok duygulandım. Vehbi koç’un Türkiye cumhuriyetinden bu yana Türkiye’ye harcadığı emekleri bu resim anlatıyor. Vehbi beyin ölümsüzlüğünü ve ölümün bir yok oluş olmadığını çok anlamlı olarak yansıtıyor. Bende 9 gün öbür aleme gittim geldim, ölümün ne demek olduğunu çok iyi biliyorum. Ve Vehbi beyden benim ve hepimizin öğrenip konuşacağı şeyler olduğunu düşünüyorum. Bende küçük küçük kendi sayfamda yazılar yazmaya başladım ve her gün ve her gece Vehbi beyi anıyorum ve onunla konuşuyorum bu yazılarımın da devamı gelecektir. Sizinle de bir gün sohbet etmek çok isterim.
Saygılarımla Vedat GECECİ

 

Ölümden sonrada yaşayacağım,
Ve kulaklarınıza şarkılar söyleyeceğim
Koca dalgalar beni çektikten sonra bile
Sofranıza oturacağım bir beden taşımasam da,
Ve tarlaya gideceğim sizinle

Ocak başınıza geleceğim,
Göze gizli bir konuk olarak
Ölüm yüzümüzü örten maskelerden başka hiçbir şeyi değiştirmez.

Ormancı hala bir ormancıdır,
Çiftçi ,hala bir çiftçi
Ve şarkısını rüzgara söylemiş biri
Dolaşan kutsal ruhlara da söyleyecektir


Halil Cibran

[ Yayınlama Tarihi : 6.1.2005 04:09:35 ]     [ Yazan: Vedat GECECI ]     [  ]

BU YAZIDAN HERKES ÜZERİNE DÜŞENİ ALSIN
Resmin üzerinde bekleyiniz.

Ben, yaşamayı bilmeyenleri severim,meğerki batmasını bileler;çünkü bunlardır karsıya geçenler.Ben, büyük horşgörüleri severim,çünkü bunlar büyük saygılılardır ve karşı kıyıya vuran özlem okları.
Ben ,batmak ve kurban olmak için önce yıldızların ötesinde bir neden arayanları ,yeryüzü bir gün üstinsan olsun diye,kendini yeryüzüne kurban edenleri severim.
Ben ,bilmek için yaşıyanı ve birgün üstinsan yaşasın diye bilmek istiyeni severim.Böyle ister o kendi batışını
Ben ,üstinsana ev kurmak ,toprak,hayvan ve bitki hazırlamak için çalışanları severim,çünkü o böyle ister kendi batışını .
Ben ,erdemi seveni severim:çünkü erdem batma istemidir ve özlem oku .Ben ,kendisi için bir damla bile ruh ayırmayanı,baştan başa ruhu olmak isteyeni severim;ruh olarak böyle vurur o koprünün üstünde .
Ben,erdeminden eğilim ve yazgı yapanı severim ;böylece o ,erdemi ugruna yaşamak ister,yada hiç yaşamak istemez.Ben,bir sürü erdemi istemeyeni severim.Bir tek erdem,iki erdemden daha eredemdir,çünkü yazgının asıldıgı daha zorlu düğümdür o.
Ben ,gönlü har vurup harman savuranı severim,ne teşekkür bekler ,ne teşekkür eder:çünkü hep veriri o ve kendini korumak istemez .
Ben ,zar kendine uygun düşünce utananı ve soranı severim;ben düzenci bir oyuncu muyum yoksa?çünkü yok olmak ister o.
Ben ,işini başlamadan önce altın sözler saçanı ve hep söz verdiğinden fazla yapanı severim ;çünkü batışını ister o.
Ben,gelecektekileri haklı çıkaranı ve geçmiştekileri kurtaranı severim:çünkü şimdikiler eliyle yok olmak ister o.
Ben,Tanrısını yola getireni severim,çünkü Tanrısını sever o:Tanrısının öfkesinden yok olması gerekirde.
Ben,yaralanmadan bile gönlü derin olanı ve küçüçük şeyden yok olabileni severim:böyle gecer o köprüyü seve seve .
Ben,gönlü dolup taşanı severim ,öyleki kendini unutur ve herşey onun içindedir:herşey onun batışı olur böylece Ben,özgür ruhlu ve özgür yürekli olanı severim:böylece kafası, yürğinin yanlız içi olur ,ama yüreği batmıya zorlar onu.
Ben,insanların üstünde asılı o kara buluttan tek tek düşen ağır damlalar gibi olan herkesi severim:onlar şimseğin gelişini haber verirler ve haberci olarak yok olurlar.
Bakın,ben şimşeğin habercisiyim ve buluttan düşen bir damlayım:oysa şimşek üstisandır.
Zerdüş

 

İnsanlar ya bilgindir,ya bilgi edinmeye çalışan ;ikisinin ortasında kimselerden hayır yoktur
Hz.Muhammet

Bir fıçının çatlak olup olmadığını nasıl çıkarttığı sesten anlaşılırsa,insanlarında akıllı mı yoksa ahmak mı oldukları ağızlarından çıkan kelimelerle anlaşılır.
Demosten

Dört çeşit insan vardır:
Bilmeyen,ve bilmediğini bilmeyen
o bir ahmaktır-uzak dur.
Bilmeyen ve bilmediğini bilen:
o basit bir insandır-öğret.
Bilen,ve bildiğini bilmeyen:
o uykudadır-uyandır.
Bilen,ve bildigini bilen :
o bilge bir insandır-peşinden git.
Bir arap atasözü

[ Yayınlama Tarihi : 5.11.2005 14:14:32 ]     [ Yazan: Vedat GECECI ]     [  ]

OKU HEP OKU AMA AKILLA ANLAYARAK OKU
Resmin üzerinde bekleyiniz.
Ey hakikat erleri!
 
Yılanın kabuğundan çıktığı gibi siz de kabuğunuzdan çıkın.
 
Ayak seslerini kimseciklerin işitmediği solucan gibi yürüyün.
 
Benzeyişte akrebe benzeyin; çünkü sizin esenliğiniz hep arkanızı sağlama almanızdadır. Zaten şeytan da insana ancak arkasından sokulur.
 
Hoşça yaşamak için (hayatın) zehrini için, diri kalmak için ölümü sevin.
 
Belli bir yuva tutmadan hep uçun. Çünkü kuşları hep yuvalarında avlanırlar.
 
Uçacak kanadınız yoksa, hiç değilse yer değiştirmek için yerlerde sürünün..."
 
 
 
 
İbn Sina

Bu çürük temelli kubbede neyiz ki biz?
Tasta delik arayan karıncalar gibiyiz.
Ne korku, ne umut kapıları bilen
Şaşkın, gözü bağlı, avanak öküzleriz.

Ömer hayyam

Kalıbıyla kişi,benliğiyle zat,ruhuyla cevher,aklıyla ilah,tekliğiyle bütün ,çokluğuyla fani,ruhuyla baki,halden hale gecesiyle ölü,kemal yönünden diri,ihtiyaç bakımından tam,varlığın özü ,kendisinde her
Şeyden bir şey bulunan ve her şeyle ilgisi bulunan varlık .İşte ,insan budur.

Ebu hayan et_tevhidi

Yatırma musallat taşına, erkişi niyetine deme
Kaldırma ellerini başlama dur hoca
Dön geriye sor,sor arkanda duralara
Sor bir kere bu adam mutlumuydu bu dünyada
Sor bak gözyaşı döken var mı arkandan
Sefalardan uzak bir kişi var orada
Yaşarken ölmüş bir zavallı orada
Bak bak ne içten gülüp zıplıyor o
O işte öle ağlayıp sızlıyor o
Yusuf gibi, adı gibi sızlıyor o

Vedat gececi (1987)
 

Eğer ,yenildiğini sanıyorsan yenilmişsindir.
Girişmeğe niyetin yoksa girişemezsin
Başarmak isteyip ,başaramayacağın sanırsan ,
Hiç şüphen olmasın,başaramazsın
Harbin savaşlarını kazananlar,her zaman
Daha güçlüler veya daha hızlı koşanlar değildir,
Er veya geç başarmış bir kimse
Başaracağını sanan insandır

Anonim şiir
19/07/2005
[ Yayınlama Tarihi : 29.4.2005 05:20:16 ]     [ Yazan: Vedat Gececi ]     [  ]

HAYAT YOLCULUĞU

Bugün 24 ağustos 1965
uludağdayım.
Burçlardan başak burcu,
günlerden salı
ve ben
sarp yamaçlarda yürüyen
eli asalı
bir garip yolcu.
Tam 61 ci basamaktayım dünya katında
ve bugüne değin geçen ömrüm
koca bir meydan halısı gibi serili
ayaklarımın altında.
Neler yok ohalının örgülerinde neler
yaşamımı o örgülere ilmik ilmik nakşeden seneler
önce yavaş sonra hızlı tükenen mumlar gibi yana yana
katılmış gitmiş.
Dönüşü olmayan zaman kervanına
birer birer.
O meydanda karışmış birbirine çiçek ve diken
sevdim,sevildim
üzdüm,üzüldüm
taşdım,duruldum
öldüm,dirildim.
Hep o meydanda ben
evlatlar ve torunlar
arda arda giden yolcular gibi
hep oradan geçtiler
ve sonra teker teker
yollarını seçtiler
Kendi küçük ölçümde
düşün savaşları verdim o meydanda
fakat vurmadım kimseyi kahpece ardından.
Kötü silaha el değmedim
ve kimseye baş eğmedim.
Kendi ölçümde yazdım çizdim öğrendim öğrettim
niçin?
Türk halkının mutluluğu için
çünkü ben neyim varsaondan aldım
aldıklarımı geri vemeliyim
böylece daha bu dünyada
büyük mutluluğa ermeliyim
nice bitkiler dektim o meydanda
yeşerdiler büyüdüler
bana meyvalar verdiler
ve sonra
görevini yapmış olmanın sessiz rahatlığıyla
bir gün solup gittiler .
Nice dostluk fidanları diktim
yeşerdiler büyüdüler
ve sonra
benim en büyük düşmanım oldular.
Nice insanlara bel bağladım
sonra onlar yüzünden ağladım.
Yıllar boyu kahramanca savaştım.
Ard arda saldıran yıkıcı hastalıklarla
yılmadan
ve ölümden korkmadan
yaşamı ölüm ve ölümü yaşam kadar tabii bulan
şimdi artık siyah yok saçlarımda
yorgun ve yalnız yürüyorum
yapayalnız
dağ başlarında
yalnızlık Tanrıya özgü derler
Tanrı benim içimde .
Ama ben güçsüz bir kulum
isyanlarla doluyum.
Bu isyan duygusuyla
yere dayadığım asayı tutan elim
birden kalkıyor havaya
ve şöyle haykırıyorum karşıdaki yalçın kayaya
Ruh bedenin içinde
beden yıpranmış
ama ruhum temiz ve diri.
Sevmek ve sevilmek istiyorum
yine eskisi gibi
çalışmak savaşmak
ve kendi kendimi aşmak istiyorum
yine eskisi gibi
Bulamadım on yaşımda yitirdiğim anamın sevgisini bir daha
bilinmez alemlerde araya araya
onu bulmak istiyorum.
yine eskisi gibi
Haykırdığım her sözcüğü duyuyorum
ayrı ayrı öyleyse yalnız sayılmam
Demek sesime ses veren yok
kayalardan dönen kendi yankımdan gayrı
şu halde yalnız sayılmam
başkasını neyleyim
ben yine benimleyim bir rahatlık ve teselli buluyorum bunda
ve cesaretle aşmaya gidiyorum
son tepeleri bu hayat yolculuğunda

Hıvzı veldet velidedeoğlu
Atatürk’le ve onla beraber savaşan ve üretenİnsanlardan sonra Türkiye’miz geriye gidiyor .

en derin Saygılarımla…

Vedat GECECİ

[ Yayınlama Tarihi : 20.4.2005 05:18:46 ]     [ Yazan: Vedat Gececi ]     [  ]

DIL
..."Dildendir mutluluk,dildendir değerDili olmayana insan mı derlerİnsanlarda dilince değişir kader:Ya yurda baş olur ya başı giderÇoğu faydasızdır,eyüsü özdür,Asıl söz bilerek söylenen sözdürKem söz,duyanları hep düşman eder,Ederse insanı söz sultan ederNe yumruktan ne kılıçtan söz kalır,İnsan ölür arkasından söz kalır.Söyle:doğru,güzel,öz sandığını,Söyle:bildigini,inandığınıSöyle inanlar gelsin izinden,Canına mal olsa dönmez sözünden Behçet Kemal Çağlar
[ Yayınlama Tarihi : 3.10.2005 05:17:27 ]     [ Yazan: Vedat Gececi ]     [  ]

DÜNYANIN SARSILMASI
..."Bana Arşimet’in manivelasından bahsetme.O riyazi bir tahayyül gücüne sahip unutkan Bir adamdı.Matematiğe hürmet ederim,ama benim makinelerle hiçbir ilgim yok. Sen bana yerinde ve doğru kelimeyi ve hatasız vurguya ver:ben dünyayı yerinden oynatayım. J.CONRAD
[ Yayınlama Tarihi : 18.2.2005 05:16:56 ]     [ Yazan: Vedat Gececi ]     [  ]

BU VATANA NASIL KIYDILAR

İnsan olan vatanını satar mı?
Suyun içip ekmeğini yediniz.
Dünyada vatandan aziz şey var mı?
Beyler bu vatana nasıl kıydınız?

Onu didik didik didiklediler,
saçlarından tutup sürüklediler.
götürüp kâfire : «Buyur…» dediler.
Beyler bu vatana nasıl kıydınız?

Eli kolu zincirlere vurulmuş,
vatan çırılçıplak yere serilmiş.
Oturmuş göğsüne Teksaslı çavuş.
Beyler bu vatana nasıl kıydınız?


Günü gelir çarh düzüne çevrilir,
günü gelir hesabınız görülür.
Günü gelir sualiniz sorulur :
Beyler bu vatana nasıl kıydınız?

NAZIM HİKMET

[ Yayınlama Tarihi : 2.2.2005 14:15:54 ]     [ Yazan: Vedat GECECI ]     [  ]

 [ Sayfa: 1 / 1 ]    | Yenile |   Sayfa: [1]